Skip to content
Hoşgeldiniz

 


 

Erdal Eren Şebinkarahisar'da 25 Eylül 1964 tarihinde öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Şebinkarahisar Halkevi'nde siyasete ilgi duymaya başladı, Erdalın ailesi bir süre sonra Ankara'ya taşındı. Erdal burada Ankara Yapı Meslek Lisesi'sinde okudu. ANOD (Ankara Orta Öğrenimliler Derneği)  ve YDGD (Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği) ne  üye oldu. Türkiye Devrimci Komünist Partisi gençlik örgütü Genç Komünistler Birliği' ne  ve  GKBnin lise çalışmalarına aktif olarak katıldı.


Erdal Eren  30 yıl  önce , 13 Aralık 1980 tarihinde  idam edildi. Faşist cunta  işçi sınıfına ve emekçi halka, halk geçliğine korku ve gözdağı vermek, gençliğin mücadelesini sindirmek ve intikam almak istedi. Erdal'a yargılanmasından 48 gün sonra idam cezası verildi. 
12 Eylül faşist cunta  yönetimi, TBMM'ni, siyasi partileri, sendikaları, kitle örgütlerini   kapatmış, işçi sınıfının  ve emekçilerin  sermayeye karşı grevlerini  direnişlerini yasaklamıştı. Yüzbinlerce insan gözaltına alınmış işkenceden geçirilmişti. Askeri cezaevleri ve emniyet müdürlükleri    işkence merkezleri haline gelmişti.




Ülkenin dört bir yanından mücadele sesleri de geliyordu. 30 Ocak 1980 gecesi Ankara-Hoşdere caddesinde genç komünistler  faşist cuntayı protesto  eden duvar yazıları yazıyordu.  30 Ocak gecesi hava çok soğuk ve Yukarıayrancı  Hoşdere caddesi buzluydu.   Bir çift göz onları izliyordu. Bu MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in bir dönem korumalığını yapmış  MHP'li polis Süleyman Ezendemir'di. Ezendemir silahını doğrultarak Yurtsever  Devrimci Gençlik Derneği üyesi  ODTÜ öğrencisi 21 yaşındaki Sinan Suner'e ateş etti. kurşun arka yan kalçasından girip ön tarafından çıkmıştı. Hoşdere caddesinde evi bulunan tanık Ali Soyoğlu, Sinan'ı kendi arabasıyla götürmek istiyor, ancak MHP'li polis buna engel oluyordu. Daha sonra polis Ezendemir, Sinan'ı kendisinin getirttiği sarı bir mercedes arabaya bindiriyor ve Dikmen Polis Karakolu'na oradan bilinmeyen bir yere ve en son hastahaneye götürüyor ve aradan geçen iki saat sonra bilerek kan kaybından ölümü sağlanıyordu.Tanık hemşire Müjgan Taymaz ''15 dakika önce getirilseydi yarasını diker çocuğu kurtarırdık''  demişti. 

Sinan'ın katledilmesi  yurtsever  devrimci gençliği harekete geçirdi. Devrimci gençler Sinan?ın ölümünü protesto etmek için yine Hoşdere caddesinde toplanarak,  Sinan'ın öldürülmesini protesto ediyorlardı. Askeri İnzibat  ekibi gösteriye müdahale ediyor; gençlere ateş ediliyordu. Çıkan çatışmada Zekeriya Önger adında bir er ölüyordu. Gözaltına alınan 21 genç insandan biri Erdal Eren'di.  

Sadece üç duruşmada herşey tamamlandı. 19 mart 1980 tarihinde 17 yaşındaki,cuntanın korktuğu adama idam cezası verildi.  Avukatı Nihat Toktay'n anlatımıyla; Zekeriya Önger  asker arkadaşlarının silahından çıkan mermi ile vurulmuş olması olasıydı. Arkadan vurulmuştu.  Ateş eden yakın mesafeydi. Oysa ki Erdal Eren ve arkadaşlarıyla yüzyüze olması gerekiyordu. Mahkeme  tarafından tüm  inceleme talepleri  reddedildi. ..Dava ciddi bir şekilde yürütülmedi.

Erdal mahkeme heyetine sunduğu savunmasında  şöyle diyordu:

''Sayın yargıçlar;

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. 

Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkı yönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktur. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kurallarını, sadece usule ilişkin yöntem bile bunun kanıtı olmak için yeterlidir. 

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunun için olmadık tertipler tezgahlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgahlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgahın bir dişlisinden başka birşey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır.Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkca dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan isteklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir .Kaldı ki, eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım.

Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni nede başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkı yönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir.Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Suner'in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkıyönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasaları da çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu devletin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında  devletin güçleri tarafından katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır. 

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

Faşist cuntanın acelesi vardı. 12 Aralığı 13 üne bağlayan gece saat 02.55 de  genç fidanı kırıverdiler, ''Gözdağı olur'' dediler, ''devletin büyüklüğü'' görülsün istediler. İşçilerin, emekçilerin,  halk gençliğinin  soyguncu, sömürücü, zulumcü  düzenlerine  karşı dirençlerini kırmak;  baskıya, zulme, sömürüye boyun eğen bir gençlik istediler.

Avukatı anlatıyor; ''Bize sarıldı öpüşürken göz kırptı. Sonrada yürüdü gitti çocuk. Resmen gitti. ''KAHROLUSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK YAŞASIN TDKP'' diye haykırınca sehpayı ayaklarının altından çektiler..

Ercan Koca, Erdal'ın yoldaşıydı. Erdal'ın idamını duyar duymaz  13 Aralık 1980 günü saat 17.00?de Demetevler'de, Erdal Eren'in idam edilmesini protesto eden bir pankart asıyordu. ''Erdal Eren'in hesabını Faşist Cuntadan Soralım-YDGF''  Pankartı astığını gören askeri tim komutanı Üsteğmen Yaşar Kunduh mahkemede ''Pankartı bizzat kendisine indirtmek için zor kullandık..''  diyecekti. Onyedi yaşındaki  Ercan Koca vahşice dövülecek, kafasına tabanca kabzası ile vurulacak, daha sonra ise Yenimahalle Polis Karakolu'na oradan da Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanlığına götürülecekti. Fenalaşan Ercan ancak ertesi sabah Gülhane Askeri Hastahanesine götürülecek ve orada yaşamını yitirecekti. Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Ercan Koca'nın yerlerin buzlu olması nedeniyle düştüğü ve beyin zarı kanamasından öldüğü belirtilecekti. Annesi Yaşar Koca  ''Elbiselerini aldığımızda çamur içinde olduğunu gördüm.Öyle bir kere düşmekle o kadar çamurlanması mümkün değildi. Ayrıca çevreden insanlar oğlumun dövüldüğünü görmüşler, eyvah çocuk gitti demişler.Ama hiç kimse korkudan bir şey söyleyemedi, şahitlik yapamadı'' Ercanı, bir fidanı daha hoyratlıkla kırmışlardı.

''Yıldızlar metal metal düşmüş yere

Her yerde sessizlik kaynaşıyor, Kafalar

susmuş omuzlar konuşuyor''

Ankara Karşıyaka mezarlığında üç fidan yatıyor. Dünya işçi sınıfına ve gençlerine selam gönderiyor. Zulme ve sömürüye karşı direnmiş üç komünist genç yatıyor, birbirine yakın sanki elele. Oradan geçenler, ziyaret edenler Ercan'ın mezarının üstündeki şu dizeleri okuyorlar.
''Dağ keçileri nasıl yerlerse taptaze sürgünleri

Seni de, tam sürerlerken

Alacakaranlıklardan masmavi göklere
Kopardılar, o koskoca umut ağacının 
Dev gölgesinden.''

O dönem Mamak Askeri Cezaevi'inde bulunan  kadın yoldaşları  Erdal'ın Türküsü'nü yazdılar ve bestelediler. O türkü o zamandan bu zamana  dilden dile dolaşıyor.

ERDAL'IN TÜRKÜSÜ

O, genç bir yiğitti o

O, genç komünistti o

Küçücük gözleri, incecik elleri

Kocaman, kocaman, yüreğiyle.

Deniz'im, Yusuf'um, İnan'ım,

Tohum saçtınız çorak topraklara.

Ulaşmak istediğiniz hedefe varmak için

Bu toprak elif elif işlendi

Ve çelik su vere vere sertleşti.

Suların çağıltısı

Dalların uğultusu

Halkının, halkının onuruydu O

Halkının, halkının coşkusuydu O!

Erdal'ım,

Darağaçlarında Deniz'leri yaşatan

Körpecik fidanım benim!

Andın andımız,

Sevdan sevdamız.

Yıkacağız darağacı seni kurduranları

Kavgamız, kavgamız, kavgamızla,

İşçimiz köylümüz halkımızla.

 

 

 


DUYURU

2018-2019 Yılı "Öğrenime Katkı Bursu" için başvuru 03-24 Eylül tarihleri arasında yapılacaktır.

Başvuru yapacak olup İzmir'de oturanların aşağıdaki bilgi formunu doldurarak bizzat; il dışında

oturanların ise e-posta yoluyla, posta ile ya da fakslayarak Derneğimize iletmeleri

gerekmektedir.

Başvurular, saat 13.30-16.30 arasında kabul edilir.

İlgilenen üye ve dostlarımıza duyurulur.

Sevgi ve Dostlukla..


İMECE-DER ÖĞRENCİ BİLGİ FORMU

Kimlik Fotokopisi-Kimlik Bilgileri

Okul Bilgileri

Devam ettiğiniz Lisenin

Adı:
İlçesi:

Bitirdiğiniz Lisenin

Adı:
Bitirme yılı:
Bitirme Dereceniz:

Üniversiteye hazırlıkta dersaneye devam ettiniz mi?

Dersanenin Adı:

Devam Edeceğiniz Okulun Adı:

Bölümünüz:

Okulunuz kaç yıllık öğrenim veriyor?

Gündüzlü mü?
2. Öğrenim mi?

Okulunuzun Bulunduğu İl : 
llçe:

Öğrenim sırasında kalınan yer Aile Yurt Akraba Arkadaş Diğer:

Öğrenim Sırasında kaldığınız adres:

Kaldığınız yer için ödeme yapıyorsanız aylık toplam tutarı:

Aile Bilgileri

Anne-baba durumu Beraberler Boşanmış Baba vefat Anne Vefat

Ayrı iseler kiminle yaşıyorsunuz?

Adı:
Mesleği
Güvenlik kurumu SSK  ES  Bağ-Kur

Birlikte yaşadığınız ebeveynin telefon numarası:

Kardeş Sayısı (siz dahil):

Okumakta olan kardeş sayısı (siz dahil)

Devam ettikleri okullar ve sınıfları:

Evin geçimini kim sağlıyor? Baba Anne Diğer

Bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı:

Ailenin oturduğu ev kira mı?

Kira ise tutarı:

Eve giren gelir toplamı:

Ailenin başka geliri var mı?

Aile akraba ya da başka bir yerden maddi katkı alıyor mu?

Alıyorsa nereden ve tutarı:

Anne ya da babanızın vefatıyla size bağlanan bir maaş varsa tutarı:

Burs aldığınız kurumlar varsa isim ve burs tutarları:

Sağlık sorunuz var mI(kronik hastalık) ?

Kan grubunuz:

Aileniz ve sizin üyesi olduğunuz dernek, sendika..vb:

En son okuduğunuz kitaplar:

Hobileriniz; çalışmayı dilediğiniz alanlar:

Belirtmek istediğiniz özel durumlar-notlar:

E-posta Adresiniz:
Cep Tlf No:

Size ulaşamadığımızda ulaşabileceğimiz kişilerin isim ve tlf numaraları:

İmece çevresinden size referans olabilecek kişi(ler)nin adı soyadı.

Verdiğim bilgilerin doğruluğunu; durum değişikliği olursa anında bilgi vereceğimi kabul ediyorum. 

Saygılarımla..

Ad soyadı-imza Tarih

 


 

1 MAYIS’TA GÜNDOĞDU MEYDANI

1 MAYIS iŞÇİ SINIFININ BİRLİK, MÜCADELE,

DAYANIŞMA GÜNÜ !

HAYDİ ALANLARA..

Cumhuriyet Meydanı deniz tarafında saat 11.30 da İMECE DOSTLARI BULUŞARAK

GÜNDOĞDU MEYDANINA YÜRÜYECEK..

 

 

30 Nis 2018

İZMİR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ’NDEN DİRENİŞTEKİ İŞÇİLERE ZİYARET

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki işlerinden çıkarılan ve direnişte olan işçileri ziyaret etti.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, İzmir Büyük şehir Belediyesi’ne karşı açtıkları kadro davasından sonra işlerinden çıkarılan ve Konak’ta direnişlerini sürdüren işçileri ziyaret etti. Genel-İş Sendikası 2 Nolu Şube’nin eski baş temsilcisi Mahir Kılıç işine geri iade edilme talebiyle başladığı açlık grevinin 169. gününde İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri direnişteki işçileri ziyaret etti. Basın açıklaması yaptı.Basın açıklamasını KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Ulaş Yasa okudu.

Yasa açıklamasında, ‘‘ İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne kadro davası açtığı için çeşitli gerekçelerle işten çıkarılan 258 işçiden biri olan Mahir Kılıç’ın, 13 Kasım’da işe geri dönme talebiyle başlattığı açlık grevi eyleminde 169. günü geride bıraktığını ifade ederek, “Kendisini izleyen ve sağlık kontrollerini yapan hekimler, Mahir’in sağlık durumunun kötüye gittiğini ve kaygı verici bir aşamaya geldiğini belirtmekte. İnsanın en temel hakkı yaşam hakkıdır. Yaşam olmadan diğer hakların varlığından ve kullanılmasından söz etmek dahi mümkün değildir. Ancak en az yaşam hakkı kadar temel ve kutsal olan bir diğer hak ise çalışma hakkıdır” dedi. Açıklamada;

“İnsan, ancak çalışarak ve üreterek insan olur. Zira çalışmak ve üretim içinde bulunmak, öteki ile ilişki içinde olmak demektir ki bu da toplumsal varlığımızın ön şartıdır. İşte bu toplumsallık sayesindedir ki insan zorunluklar dünyasından sıyrılarak milyonlarca yıl ayakta kalabilmiş ve bugünün uygarlığını yaratabilmiştir. Ancak bugün dünyaya egemen olan kapitalist uygarlık, çalışmayı yaşamın anlamı olmaktan çıkararak yaşamı sürdürebilmenin zorunlu bir şartı haline getirmiştir. Maalesef bugünün dünyasında her insan yaşamak için çalışmak zorundadır. İşte Mahir Kılıç’ da işinden atılarak yaşam ile ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlanmıştır. 169 gündür de sürdürdüğü eylemiyle bu paradoksu tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

15 Temmuz darbe girişimini bir fırsata çeviren AKP İktidarı, OHAL uygulamaları ve KHK’lar ile yüzbinlerce emekçiyi işinden atarak, hatta sadece atmakla yetinmeyip her türlü çalışma imkân ve koşulunu kısıtlayarak, çalışma hayatını iyiden iyiye kuralsızlaştırıp keyfileştirerek emekçileri adeta sivil ölüler haline getirmekte, toplumsal varoluşlarını yok saymaktadır.

Emeğin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ın arifesinde emek ve demokrasi güçleri olarak bizlere dayatılan, adeta alın yazısı olarak kabul ettirilmek istenilen işsizliği hiçbir şekilde kabul etmediğimizi bir kez daha buradan kararlı biçimde dile getiriyoruz:

Çalışma hakkı kutsaldır ve Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde belirtildiği gibi herkesin çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil, elverişli ve sağlıklı çalışma koşullarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

Bu hakikati hatırlatıyor, Mahir Kılıç ve onunla aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakılan arkadaşlarının işsizlik sorunun bir an önce çözümü için yetkisi ve sorumluluğu olan herkesi harekete geçmeye ve adım atmaya davet ediyoruz.

Mahkeme kararları derhal uygulansın, Mahir Kılıç ve arkadaşları işlerine geri alınsın. Ücret ve kıdem dâhil her türlü hakları eksiksiz olarak verilsin.”

 

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 39

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 6 konuk çevrimiçi