Skip to content

Get the Flash Player to see this player.
Flash Image Rotator Module by Joomlashack.
The Flash Image Rotator module is now 1.5 Ready!
Your CMS just got even better! Upload your images and GO!
NEW transitions and stunning Ken Burns effects for your photos!
This is a FREE module only from Joomlashack!
Image 5 Title

Hoşgeldiniz

NÜFUS HİZMETLERİ KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİK TASLAĞINI GERİ ÇEKİN!

25 Temmuz 2017’de Nüfus Hizmetleri Kanununda değişiklik tasarısı Meclise sunuldu ve medyada olduğu kadar kadın örgütlerinde, meslek odalarında ve yaşam alanlarında tartışma yarattı.

Daha öncesinde, 2015 Mayıs’ında Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” başlıklı maddesi 230/5 ve 6. fıkralarını iptal ederek, imam nikâhı kıymak için önce resmi nikâh kıyma şartını kaldırmış ve tartıştığımız yasadaki değişiklik önerilerinin de yolunu açmıştı.

Biz kadınlar şu an içinde bulunduğumuz günlerin ayak seslerini ta o zamanlardan duyar olduğumuzu sokak eylemliliklerimizle ifade etmiştik. Resmi nikâh önceliğinin kalkacağını, dini nikâhın resmi nikâhın alternatifi olacağını, kadınlar açısından hukuki ve ekonomik sorunlar hatta kayıplar yaratacağını, kararın laiklik ilkesine ve kazanılmış haklarımıza aykırı olacağını dile getirmiştik.

27.07.2017 günü Nüfus Kanununda yapılması düşünülen taslak ile “müftülere nikah kıyma yetkisi” tanınacağı haberi artık gündemimize oturdu. Nüfus Kanunu’nda öngören değişiklik taslağını incelendiğimizde tasarının İslam Hukuku’nun evliliğe bakışını içerdiğini görmemek mümkün değildir.

İslam Hukuku açısından kadın-erkek eşitliğinin objektif bir ilke olarak kabul edilmediği bilinmektedir. Medeni Kanun kabul edildiğinden bu yana İslam hukukunu savunanlarca en çok eleştirilen yanlardan biri evlilik hukuku ve özellikle boşanmaya dair eşitlikçi kurallar olmuştur. Çünkü bu yetki, kanunda yazılı sebeplerin varlığı halinde, ulemaya, din adamlarına değil mahkemelere verilmiştir.

Tasarıda 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 15. maddesinde yapılması düşünülen değişikliğe dikkat çekmek isteriz.  “Bu değişiklikle Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılır.” düzenlemesi yeterli görülmektedir. Özellikle son on yılda adli mercilere “ulaşabilen” cinsel şiddet vakaları, çocuk istismarı olguları gün yüzüne çıkmış ve artmış iken bu düzenleme ile çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının artacağı, çocuk evliliklerinden doğmuş bebeklerin doğum tarihlerinin gerçekten uzak olması olasılığı; anne ve bebeklerin sağlık izlemlerinin yapılamayacağı gerçekliği; “reşit” olmamış ergenlik çağındaki kız çocuklarına yönelik tecavüzlerin örtbas edileceği, cezasız kalacağı açık ve ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır.

Bu tasarıdaki 6. madde ile “İl ve İlçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu” yetkisi verilmektedir.

Türk Medeni  Kanunu 17.02.1926’da kabul edilmiştir ve bu kanun ile izleyen yıllarda örgütlü kadın mücadeleleri sonucundaki kazanımlar sonucu yapılan değişikliklerle:

-Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı; aile reisliğinin erkek olduğu ifadesi değiştirildi.

-Evlilikte resmi nikâh zorunluluğu getirildi.

-Erkekler için tek eşle evlilik esası getirildi.

-Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme ve çalışma hakkı tanındı.

-Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.

Kazanımlarımızdan vaz geçmeyeceğiz; var olanlarla da yetinmeyeceğiz. Eşitlik ve özgürlük mücadelemizi her alanda sürdürmeye kararlıyız.

Tasarınızı geri çekin!  Kadınların birleşik ortak mücadelesi bu tasarıyı da geçersiz kılacaktır.

 

 

 


Üç Fidan her geçen yıl yeni sürgünler vermekte..

İdam cezasının geri getirilmesi “Başkan”ın gündeminden düşmüyor.  Referandum sürecinde AKP’nin muhafazakar tabanı idam cezası üzerinden de etkilenmeye ve yönlendirilmeye çalışıldı. Muhafazakar taban için 15 Temmuz sonrası darbe girişimi fırsat bilinerek  ‘’idam için gerekirse referandum” yapılacağı gündemleştirildi.

Türkiye’de idam cezası Avrupa Birliği Uyum Paketi doğrultusunda 2002 yılında 4771 sayılı kanunla  kaldırılmış;  2003 yılında ölüm cezasını kaldıran  ‘‘6 Nolu Ek Protokol’’ onaylanmıştı.. 2004 yılında da 5218 sayılı kanunla idam cezası her koşulda mutlak olarak kaldırıldı; 2006’da da ‘‘13 No’ lu Protokol’’ onaylandı. Bu yasaları TBMM çıkarmış dönemin Cumhurbaşkanı da onaylamıştı.

İnsan hakları ve özgülüklerinin bir parçası olarak ölüm cezasının kaldırılmasından on iki yıl sonra iç siyasete dönük olarak yeniden idam cezası  gündeme getirildi. Milliyetçi muhafazakar, sözde muhafazakar demokrat AKP politikacıları  dara düştükleri zaman  kazanılmış temel hak ve özgürlükleri rafa kaldırarak ülkenin refaha ve mutluluğa erişeceği; ‘terör’ün ortadan kalkacağı propagandası yürütüyorlar. Ülkenin dört bir yanında devlet olanaklarıyla düzenlenen mitinglerde;  sonrasında kurumsal yıl dönümlerinde, toplantılarda Başkan’ın  konuşmalarında ölüm cezasının yeniden getirilmesinin zemini hazırlanıyor. Faşist askeri cuntanın başı Kenan Evren’in  ‘’asmayalım da besleyelim mi?’’ anlayışı ve uygulamaları günümüze taşınma telaşı yaşanıyor.

12 Mart yarı-askeri faşist iktidarının idam ettiği üç fidan her yıl yeni sürgünler vermekte; mücadeleye her geçen yıl onların adlarıyla, onların sınıfsız eşit ve kardeşçe yaşam özlemleriyle gençler katılmakta..

O günden bu güne idam cezalarının kaldırılması mücadelesi yürüten sosyalistler, devrimciler, demokratlar, insan hakları savunucuları, aydınlar ve hatta liberaller  için ''Başkan'' ın idam cezasını yeniden seçmenlere onaylatarak geri getirme istemi o kadar kolay olmayacaktır. Referandum sürecinde ‘’ idam cezasının getirilmesine var mısın onu söyle?’’kışkırtmalarıyla referandumun “hükmen galibi” görünen Başkan için bu, öyle kolay olmayacaktır. İdam cezasının yeniden getirilmesi söylemi bile AKP ve Başkanının hangi çağ dışı görüşlere sahip olduğunun, kin-nefret-öç alma gibi ilkel duyguları harekete geçirerek toplumu iyiden iyiye gericileştirme hattının dışa vurumudur.

İslami Cumhuriyet kurma yolunda yürüyüşlerini sürdürenler bilmelidir ki ‘’idam cezası ile’’  çağdışı bir cumhuriyet kurma politikalarınıza karşı bu ülkenin yurttaşları, demokratları, aydınları, insan hakları savunucuları devrimcileri, sosyalist güçleri  mücadele edeceklerdir.  Dünya ve ülkemiz geri dönülmez-onarılamaz ceza yaptırımlarıyla değil, emekten yana güçlerin mücadelesiyle kazanılacak özgürlüklerle değişecektir.

 

 

 

1 Mayıs Geliyor..

Fabrikalarda, atölyelerde, işyerlerinde , tarlalarda, okullarda hayatı yeniden üretenler, güneşin her doğuşunda  sömürü baskı ve zulmü yeniden yaşayanlar; açlıktan yoksulluktan düşük ücretle çalışmaktan ve sendikal örgütsüzlükten kurtulmak için güçlerini birleştirmek isteyenler; kardeşler, halkın kardeşleri, okullarından atılan akademisyenler, öğretmenler, öğrenciler, faşizme ve sermayeye  boyun eğmeyen  adaletsiz hukuksuz, kararnamelerle işlerinden atılan emekçiler, gelecek güzel günler hepimizin olacak.. Birleşik mücadelemizle hayat daha güzel olacak, kuşkumuz olmasın, hayatı güzelleştirecek olan bizlerin bilinci ve kollarımızdır. 1 Mayısta işçiler, emekçiler, ezilerek yönetilmek istenenler olarak, bizler, tüm yok edilmeye çalışılan haklarımız ve gasp edilen referandum oylarımız için alanları dolduralım!

Geçtiğimiz günlerde; OHAL koşullarında muhaliflerin ağır baskılarla gözaltı, tutuklamalarla karşı karşıya kaldığı bir ortamda anayasa oylamasına gidildi;  devletin tüm olanaklarını, yazılı ve görsel tüm medya kanallarını kullanan siyasi iktidar  propagandada ve pratik çalışmalarda fırsat eşitliği olmaksızın gücünü pekiştirmek için elinden geleni yaptı., Her alanda eşitsiz koşullarda hile ve desise ile  YSK yı da denetimine alarak itirazlar incelenmeden  tek adam diktatörlüğü anayasasını halka dayattı.

Bütün diktatörler, otoriter rejimler demokratik bir anayasadan korkarlar.  Çünkü insanlık tarihi, halkın tercihinin, oylarının ve seçim sonuçlarının manipülatif araçlarla sahtekarlıklarla değiştirildiği, yasa ve hukuk dışı yollarla gasp edildiği;  adaletin,  asgari burjuva hukukun işlemediği koşullarda toplumsal çürümenin  külleri içinden yeni bir hayatın  dinamiklerinin doğacağının örnekleriyle doludur. İşçi sınıfının ve tüm emekçilerin eşitlikçi, paylaşımcı, bağımsız, demokratik toplumsal düzen  mücadelesi, sömürü ve sınıflar var oldukça sürmesi toplumsal değişim ve dönüşümün olmazsa olmaz kuralıdır.

Siyasi iktidar referandum darbesiyle faşist rejimin pekiştirilmesini oldu bittiye getirmeye çalışırken, bir yanda da işbirlikçi tekelci kapitalizmin uzun zamandır beklediği neo liberal kapitalist saldırganlık programını dayatmaya hazırlanıyor. AKP nin özellikle son onbeş yıllık siyasi iktidarı döneminde işçiler ve emekçilerin tüm kazanımlarına saldırıldı, gasp edildi. Sermaye fabrikalarda, tarlalarda işçileri örgütsüz, sendikasız olarak düşük ücretle çalıştırıyor. İş güvencesi  yok. İşçi, emekçi havzaları işçi cehennemine dönüşmüş; sigortasız, sendikasız, uzun çalışma saatleri içerisinde milyonlarca işçi neredeyse köleleştirilmiş durumda. İş kazaları-cinayetleri arttı. Sermaye ve devleti yeni yasal düzenlemelerle insanlık onuruna, bugüne dek altına imza atılan tüm uluslararası sözleşme hükümlerine aykırı olarak ücretli köle sistemini yasal hale getirdi. Sermaye devleti kiralık işçi bürolarını yaşama geçirdi.  Sendikasız, düşük ücretlerle milyonlarca işçi alınır satılır hale getirildi. Bir yandan kıdem tazminatı hesaplanmasını işçi aleyhine düzenlemeye çalışıyor diğer yandan da yakın gelecekte mali sermaye fonlarına devretmeyi planlıyorlar. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu değiştirerek kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, ‘’performans ve sözleşme’ye’ dayalı  yeni bir düzenlemeyi yaşama geçirmek istiyorlar.

Mücadele eden on binlerce kamu emekçisine soruşturmalar açılıyor, işten el çektiriliyor, açığa alınıyor. KESK yöneticilerine, üyelerine göz dağı veriliyor, hukuka aykırı olarak ekonomik-özlük ve sosyal hakları yok sayılarak ihraç ediliyorlar; böylelikle sendikal örgütlülüğü dağıtmak, korku yaymak ve sindirmek amaçlanıyor. Uzlaşmacı, toplu sözleşme ve grev hakkı olmayan işlevsiz sendikalar istiyorlar..

Toplumsal yaşam dinselleştirilmeye çalışılıyor. Çağdaş bilimsel eğitim-öğretim yerine dini eğitime geçiş yapılması planlanıyor; üniversiteler bilimden, özgür düşünceden, araştırma yapılan kurumlar olmaktan uzaklaştırılıyor,  demokratik seçim yolu kaldırılarak siyasi iktidara yandaş dekanlar, rektörler atanarak yönetiliyor.

Kadınların üretimden, sosyal yaşamdan uzaklaştırılarak eve dönmeleri şiddet ve “namus” cinayetleriyle teşvik ediliyor. Kadın cinayetlerinin failleri tıpkı işkenceciler gibi cezasız bırakılarak şiddet meşrulaştırılıyor. Kadın erkekle eşit bir birey olarak değil erkeğin mülkü ve namusu olarak gösterilmeye çalışıyor. Geleneksel muhafazakar toplumsal cinsiyet kalıplarının dışına çıkması istenmiyor. Kadın emeği ucuza alınıyor, ev içi emek görünmezliğini sürdürüyor.

Emekleriyle her yeni günü yeniden üreterek bütün zenginliği yaratanlar, hayatları boyunca yoksulluk sınırının altında, iş güvenliği ve güvencesinin olmadığı koşullarda çalışmaya, yaşamaya zorlanıyor; Sendika hakkı yasalarda var ancak sendikalaşan işçiler işten çıkarılıyor; işverenlerce “kara liste”ye alınıyor. Sermaye ve AKP Hükümeti neo liberal kapitalist saldırgan politikalarını emekçilere her geçen gün daha fazla dayatıyor. Yasalarda grev hakkı var ancak ya işverenin kar hesabıyla ya da “milli çıkar”lar bahanesiyle yasaklanıyor. Bugün OHAL koşulları bahane ediliyor ancak yakın gelecekte yasal düzenlemelerle kazanılmış hakların güdükleştirileceği kimi hakların da yeni torba yasalar içerisinde kaldırılması da şaşırtıcı olmayacak.

‘’Taşerona kadro’’ vereceğiz diyenler esasında kadrolu olarak çalışan işçilerin de taşeronlaştırılması ve kiralık işçilik düzeninin yaygınlaştırılmasını hedefliyorlar. Çalışma hayatında  iş mahkemeleri aracılığıyla yargı ayağı da bulunan, işçi-işveren uyuşmazlıklarının öncelikle uzlaşmaya gitme zorunluluğu getiren düzenleme yapılmaya çalışılıyor

Sağlıkta muayene, ilaç katkı paylarını arttırarak, sağlığı ticarete dönüştürme hamlelerinin arkası gelecek. Kamu hastaneleri de yakında sınıf farkına göre ayrılabilir, üniversite hastaneleri ihaleye açılarak sermaye kesimlerinin işletmesine devredilebilir.

Tekelci burjuvazi ve siyasi iktidar  referandum darbesiyle faşizmin pekiştirilmesini oldu bittiye getirmeye çalışırken, bir yanda da uzun zamandır dört gözle bekledikleri yeni neoliberal kapitalist saldırganlık programını dayatmaya hazırlanıyor. Düzenlemelerin ana eksenini, SGK çatısı altında birleştirilen ancak hala ciddi uygulama farklılıkları bulunan ücretli işçiler, kendi adına çalışanlar ve kamu emekçilerinin  standartlarının birbirine yaklaştırılması- birleştirilmesi  adı altında işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin kazanılmış hakları gasp edilmesi oluşturuyor.

Tekelci burjuvazinin ucuz kalifiye işgücü sorununu çözmek için teknik eğitim ağırlıklı  liselerde ve  yüksek öğretim dahil sistemin tümünde yönetim şeklinin değiştirilerek  neo liberal politikalarla  tekelci burjuvazinin karının yükseltilmesi hedefleniyor. Üniversite ve teknik liselerin program ve yönetiminde sermayeye yetki veriliyor. Teknik eğitimin fabrikalaşması ve sermayeyle daha dolaysız kaynaştırılması hedefiyle teknik eğitim sistemi değiştirilerek kalifiye iş gücü hizmeti sunulması amaçlanıyor.

Tarım işçilerinin ve mevsimlik tarım işçilerinin sorunları had safhaya ulaşmış durumda. Düşük ücretlerle, uzun çalışma saatlerinin yanı sıra derme çatma naylon ya da bezlerden kurulan çadırlarda sağlıksız yaşam sorunu sürüyor. İşçilerin oluşturduğu çadır yerleşkeler, mutfak, tuvalet ve banyonun olmadığı, suya erişim imkânlarının kısıtlı olduğu alanlarda kurulmuş durumda. Yaşam koşullarının kötü olmasının yanında, aşağılanma, dışlanmaya, ötekileştirilmeye maruz kalıyorlar.  Ötekileştirme çoğunlukla etnik köken, bazı durumlarda da dini inançlar üzerinden yaşanıyor. Kürt kökenli mevsimlik tarım işçileri çeşitli sebeplerle fiziki saldırıya da uğramaktadır. Bu koşullarda yaşayan ve çalışan mevsimlik tarım işçilerinin gittikleri yerlerde güvenlik sorunu yaratacakları ön kabulü-yargısı şiddetin uygulanması kadar yaygınlaşmasına da neden oluyor.

İşverenler geçici yerleşim alanlarında işçilere karşı hiçbir sorumluluğu üstlenmiyor, yasal olarak da böyle bir yükümlülük taşımıyor. Yaptıkları tek şey konaklamaları için yer göstermek. Bunu yapmaktaki amaçları da işçilerin çalışacağı bahçelere ve tarlalara  hızlı bir şekilde ulaşmasını sağlamaktır. Mevsimlik tarım işçilerinin emeklerinin sömürülmesinde önemli bir rol üstlenen aracıların-dayı başlarının faaliyetleri, hâla her tür denetimden uzak gerçekleşmekte, sömürü çarkının önemli bir aracı kurum olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Çok düşük günlük ücretlerle çalışan, üstelik çalışmadığı dönemde geçinebilecek kadar parayı biriktirmek için çalıştığı dönemde harcamalarını asgari seviyede tutan ailelerin, çocukları da tarımda çalışmaktadır. Çocuk işçiliğin en yoğun alanlardan biri de tarım sektörüdür. Kamyon ve traktörlerle kapasite üzerinde taşıma sonucu yaşanan trafik kazaları kimi defalar can yitimleriyle sonuçlanmaktadır.

AKP hükümetinin on beş yılı içerisinde tarım iflas etmiştir. AKP Hükümeti ve uyguladığı ekonomi-politikalar tarımsal üretimi ve çiftçiliği de bitirmiş durumdadır. Tarımsal girdilerde dışa bağımlılık arttı. Doların değeri TL karşısında her yükselişte tarımsal girdi fiyatlarını otomatik olarak artırıyor. Hükümet köylüyü ve üreticiyi değil, üreticinin sırtından para kazanan aracıyı, tefecileri koruyor; tohum, gübre, mazotta üreticilere sübvansiyon; destek alımları rafa kaldıralı çok oldu. 2018’den itibaren çiftçileri tohum şirketlerine mahkûm edecek olan sertifikalı tohumun dışında tohumlara teşvik verilmeyeceği kararlaştırıldı.  Gıda egemenliğinin/bağımsızlığının kaybolmasına neden olacak tohum şirketleri piyasasının egemen kılınması politikaları tarımda yeni ve derin sorunlar yaratacaktır. Başta Ege bölgesi olmak üzere birçok bölgede Rüzgâr Enerji Santralleri (RES), Jeotermal Elektrik Santralleri (JES), tüm bölgeleri kapsayan HES’ler, bütün ovaları katledecek termik santraller, nükleer santraller ile maden aramaları verimli tarım alanlarını bitiriyor. Bugün Aydın Ovasında  jeotermal enerji nedeniyle incir, zeytin ağaçları kuruyor, toprak ürün alınamaz hale geliyor, iklim değişikliği, ekolojik dengenin bozulması onarılmaz boyutlara geliyor.

AKP hükümetinin Ortadoğu’daki savaş politikası nedeniyle komşu ülkelere ihracat yapılamaz oldu. Bu durum da çiftçilerin ekonomik kayıplar yaşamasına neden olmakta. Rusya ile sorunlar; Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu pazarında sıkıntılar sürüyor. Türkiye tarımını iflasa taşıyan uygulanan neo liberal politikalardır. Bu nedenle tarımda uygulanan neo liberal tarım politikalar derhal terk edilmelidir.  

Savaşa ve faşizme  karşı çıkmak genç kuşağın gelecek güvencesi, yaşama, eğitim, sağlık, barınma hakları için; bitki ve hayvan çeşitliliği doğal yaşamın, ekolojik dengenin, sürdürülebilir ve devredilebilir yaşam alanlarının korunması için zorunluluktur.

Kürtlerin yoğun yaşadığı Diyarbakır, Mardin ve diğer bazı kentlerde yakılan, yıkılan yerleşim bölgeleri rant alanı olarak değerlendirilmekte; toprağını, evini terk etmek zorunda kalanların barınma, iş, eğitim, sağlık, insanca yaşama koşullarında yaşama koşullarının gerekleri yerine getirilmemektedir. Yerleşim bölgelerinde faşizm uygulamaları ile Kürt gençleri, çocukları seçeneksiz, geleceksiz bırakılarak sanki dağlara, isyana yönlendirilmektedir. Cezaevleri kapasitelerinin üzerinde doludur. Seçilmiş milletvekilleri kürsü dokunulmazlıkları yok sayılarak tutuklanmış; eş başkanlar, yerel yöneticiler görevden alınarak eza evlerinde tecrit edilmişlerdir. Barış isteyen akademisyenler, emekten, eşitlikten, özgürlükten yana olan yazarlar, gazeteciler, devrimciler siyasi iktidarın baskı ve zulmüne uğramaktadırlar.

AKP hükümeti orta doğuda ülkemizi savaşın bileşeni durumuna getirmiştir. Siyasi iktidar Suriye’de savaşın parçası olma ısrarını sürdürmektedir. Bu politikayla, bizim olmayan bu savaşta, başka ülke topraklarında halkın çocuklarının ölmesinin önü açılmıştır. Çevremizdeki tüm ülkelerle de barış politikaları tasfiye edilmiştir. Halkımız bölge ülkelerinin içişlerine karışılmasını ve çıkar çatışmalarına girilmesini istemiyor, bölgede barış, halkların, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkını kullanmalarını, halkların eşitliğini ve özgürlüğünü istiyoruz. Faşizmin ve sermayenin savaş politikalarına karşı ancak fabrikalarda, tarlalarda, okullarda, tüm çalışma alanlarında işçilerin ve emekçilerin ortak talepler etrafında birleşmesi, örgütlenmesi; özgürlük ve demokrasi taleplerini, barış şiarlarını haykırması savaş politikalarının önünü kesebilir. 1 Mayıs Türkiye’nin farklı milliyetlerinden, kökenlerden , din ve mezheplerden işçilerin, emekçilerinin ve halklarının birlik içerisinde seslerini yükselttikleri bir gün olmalıdır.

Suriye’de savaş koşullarından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, mülteci işçiler düşük ücretlerle, sigortasız, güvencesiz çalıştırmakta; işsizliğin her geçen gün artmasıyla birlikte ülkemizde ve bulundukları diğer ülkelerdeki işçi ve emekçilerle bağ kurmaları ideolojik, politik argümanlarla engellenerek mücadelede ortaklık kurmalarına set çekilmeye çalışılmakta. Mülteci işçiler eşit işe eşit ücret almalı, çalışma koşullarındaki ayrımcılık, aşağılama, eşitsizlik giderilmeli, insanca yaşam koşulları sağlanmalıdır. Tüm ülkeler mültecilere kapılarını açmalı ve evrensel anlamdaki haklarını güvenceli olarak kullanmalarının koşullarını sağlamalıdır.

İşçiler, emekçiler, güçlerini birleştirerek fabrikalardan, iş yerlerinden alanlara akmalı, her alan  işçilerin emekçilerin taleplerini haykırdığı 1 Mayıs alanı olmalı!  Faşizmin, gericiliğin, ve siyasi iktidarın acımasız, hukuk, kural tanımaz politikalarına, referandumda sandık hilelerine, savaş politikalarına karşı çıkalım! İhraç edilen kamu emekçilerinin, barış akademisyenlerinin işe iade edilmelerini, zararlarının tazminin, özel sektörde ve tüm iş yerlerinde 8 saatlik işgünü yaşama geçirilmesini, hafta sonu tatilinin iki gün olarak uygulanmasını; İnsanca yaşanacak ücret almalarını hep birlikte savunalım. İşçi sağlığı ve güvenliği sağlanarak iş cinayetlerinin durdurulmasını; uymayan işverenlerin ceza alması ve cezaların ertelenmemesini; Sağlıkta katkı payları kaldırılmasını Parasız eğitim ve sağlık hakkının sağlanmasını yüksek sesle haykıralım!

İş ekmek, özgürlük ve barış taleplerini seslerimizi birleştirerek ve gürleştirerek haykırmak için haydi alanlarına, eyleme, özgürleşmeye!

Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Eşitliği, Kardeşliği!

OHAL kaldırılmalıdır!

KHK ler sonuçları ortadan kaldırılarak iptal edilsin!

Referandum sonuçları iptal edilmelidir!

Zindanlar boşalsın, örgütlenme, ifade, toplantı ve eylem özgürlüğü!

Barış İçin Savaşa ve Faşizme Hayır!

Yaşasın Sosyalizm

Yaşasın 1 mayıs

Günseli Kaya

(İmece-Der Y.K.Bşk) Mayıs 2017.

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 34

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 19 konuk çevrimiçi