Skip to content
Hoşgeldiniz
Edebiyat Söyleşileri – Metin Altıok – 26.01.2019 PDF Yazdır e-Posta
Muammer Nadir KAYA tarafından yazıldı.   
Salı, 22 Ocak 2019 15:11

Son Güncelleme: Salı, 22 Ocak 2019 15:15
 

 

Sevgili İzmirliler;

Kocaoğlu' aday açıklamasında geç kalındığı gerekçesini öne sürerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını açıkladı.Üç dönemdir başkanlık koltuğunda oturan Aziz Kocaoğlu, kendinde keramet bulanlardan. Yurttaşlara teşekkür ederek koltuktan ayrılmasını bilmeyenlere İzmirli seçmen sandıkta cevabını vermeli.

AKP'nin Körfez geçiş projesini, İstinye Park (Üçkuyular da yapımı süren AVM projesi ve 36 katlık otel inşaatı-İstinye AVM Park Bostanlı Mavi Bahçe olarak bilinen AVM den 4 katı büyüklükte ve bunun ayrıca bir parçası olarak 36 katlı otel yapılıyor), Bayraklı'da Folkart projelerini onaylayan ve çok katlı yapılaşmaya açan Aziz Bey, Mimar ve Mühendis Meslek odalarının karşı çıktığı AKP'nin bütün projelerini onayladı. Sermayenin bütün politikalarını savunan ve işçi düşmanlığında da geri kalmayan Kocaoğlu 248 işçiyi bir gecede kapıya koyması ile de tanınıyor.

İzmir Emek ve Demokrasi güçlerinden bazı meslek odalarına ve demokratik kitle örgütlerine randevü bile vermeyen Kocaoğlu; işçi tenkisatları konusunda CHP il Yöneticileri ve kendi partisinin milletvekilleri'ylede görüşmemişti.

Geçtiğimiz günlerde İzban işçilerine %22 vermek çoktur diyen ve Hemşehrilerimize ulaşım çilesi yaşatmasının yanısıra AKP'nin politikalarına su taşıyan Kocaoğlu, kamuoyunu yanlış yönlendirmiş Büyük Başkan'ın grevi yasaklamasından sonra, onca çile ve eziyeti yaşattıktan sonra sendika ile sözleşme imzalamıştı.

İzenerji işçilerinin belediye önünde basın açıklaması yapmasına da karşı çıkan Kocaoğlu demokratik hakkını kullanan işçilerin açıklamasına polisin müdahalesini istemiş ve işçilerin gazlanmasına ve gözaltına alınmasına yol açmıştı. Aziz Kocaoğlu evine ve işlerine dönsün..

Saygılarımızla.

İmece-Der

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili İzmirliler;

Tarihi İzmir Elektrik Fabrikası Özelleştirme İdaresi tarafından satışa çıkarıldı.

Ülkenin en zor yıllarında kıt kaynaklarla kamulaştırılmış bu tarihi değerimizin özelleştirme adı altında haraç-mezat satılmasına ve yandaşlara rant sağlanmasına karşı mücadele etmek İzmirli hemşehrilerimizin görevidir.

İzmirliler olarak 11 dönümlük arazinin ve Elektrik Fabrikası binasının satışına izin vermemeliyiz.2018 yılında yapmış olduğumuz çağrıyı bir kez daha yeniliyoruz;  kentli olarak tarihi kültürel mirasımıza sahip çıkmalıyız ve tarihi Elektrik Fabrikası ve alanı hemşehrilerimizin yaşamına katkı sağlayacak bilim teknoloji müzesi ve eğitim merkezi kompleksine dönüştürülmelidir.

''Korunması Gerekli Kültür Varlığı” niteliğindeki Elektrik Fabrikası’nın

‘özelleştirme’ adı altında yok edilerek, arazisinin ticari olarak yapılaşmaya ve sermayeye alan açılmasına karşı mücadele edelim.

Belediye başkan ve meclis üyesi adayları satışa karşı çıkmalı ve alanın İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne devrini talep etmelidir.

Saygılarımızla

İmece-Der

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili İzmirliler,

Ekonomik krizin derinleştiği işyerlerinin, fabrikaların kapandığı , milyonlarca emekçinin, binlerce öğretmenin, akademisyenin, her meslekten kişinin Ohal kararnameleriyle işsiz bırakıldığı koşullarda ülkemiz yerel yönetim seçimlerine gidiyor. Yerel seçimlerle ilgili siyasi partiler ittifaklar kuruyor adaylarını açıklıyor. Seçimlerde her birinin “benim partim, benim adayım daha iyi” açıklamalarını dinliyoruz.

TV’lerin, aday toplantılarının, iktidar medyasının propaganda bombardımanına maruz kaldığımız bu koşullarda tarihin bize öğrettiklerini akıl süzgecimizden geçirmemiz önem taşıyor.

AKP’nin ülkemize getirdiği tek adam-devlet partisi uygulamasını nasıl değiştireceğiz, hangi adayları desteklemeliyiz? Irkçı, ayrımcı, ötekileştirici, sermayenin adaylarına mı oy vereceğiz?  Nasıl bir kent, nasıl bir yerel yönetim istiyoruz?

Tekelci kapitalist düzeni  savunan  partilerden, siyasetçilerden yana mı tutum alacağız yoksa emekçilerin, işçilerin yani bizlerin, halkın çıkarlarını savunan partiler ve siyasetçilerin yanında mı yer alacağız?

Yerel seçimlerin düğüm noktası, emekçi sınıfların çıkarını ve yüz elli yıllık demokrasi ve özgürlük mücadelesinin kazanımlarını savunacak adayların desteklenmesidir.  Kuşkusuz sermayenin ve faşizmin adaylarını değil emeği, demokrasiyi savunan adayları desteklemeliyiz.

AKP’nin 16 yıllık iktidarı döneminde sömürü ve rant politikaları, kentlerde ve yaşam alanlarında tüm canlıların varlıklarına uygun doğal, sürdürülebilir yaşam koşullarını  daraltmış ve kötüleştirmiştir..

Bugün içinde yaşadığımız kentlerin mekansal ve çevresel bağlamda, niteliksiz yapılaşmasının, sağlıksız büyümesinin ardında piyasa güçlerini kent politikalarının belirlenmesinde tek hakim güç olarak gören siyasal yaklaşımlar yatmaktadır.

Kente yönelik politika ve uygulamalarda, insan hakları, kentli hakları, kent insanları arasında kardeşlik-barış iklimi, birlikte yaşama, engelli, hasta, çocuk ve kadına duyarlı planlama, yerellerde hizmetlere eşit erişim, insan ve çevre sağlığı gibi kriterler temel referanslar olmalıdır.

Kentlerin sahibi o kentte yaşayan halktır ve yerel yöneticilerin demokratik biçimde seçilmesi ve başarısızlıkları durumunda geri alınması esas olmalıdır. Seçimler gibi, kente dair kararlar da kentlilerin katılımcısı olduğu demokratik süreçler, mekanizmalar  işletilerek alınmalıdır.

Fiziksel, doğal, tarihi ve kültürel değerleri korumak ve geliştirmek, koruma ve kullanma dengesini sağlamak, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturmak  merkezi yönetimin olduğu kadar yerel yönetimlerin de görevidir.

Kentimiz İzmir’in yapılan araştırmalarda beş bin yıl öncesine kadar uzanan bir tarihi vardır. Yıllarca süren çalışmalarla ortaya çıkan tarihi mirasına sahip çıkan bir yerel yönetim anlayışı,  kentin tüm kültür ve doğal varlıklarını geleceğe taşıyabilir.

Kent yönetimine talip olan başkan adayları ve meclis üyelerinin kentin sorunlarının çözümü konusunda önerilerde bulunması bir program ortaya koyması kuşkusuz önemli, ancak yeterli değildir. Sermayeye karşı emekçi halkın çıkarlarını savunan  yerel yönetim adayları, tekellerin, uluslar arası ya da yerli sermaye gruplarının değil halkın taleplerini, çıkarlarını savundukları ölçüde halkın desteğini ve sevgisini kazanabilirler. Sermaye partilerinin adaylarından ayıran başlıca farklılık da ekonomik, sosyal ve siyasi demokrasi taleplerini savunması, buna uygun politikaları geliştirerek uygulamasıdır.

İzmir kentinin özellikle son yıllarda almış olduğu yoğun göç ile hızlı artan nüfusu düşünüldüğünde kentin  kamu yararından uzak sermaye odaklı planlanması İzmir‘in gelecekte; hava kalitesi daha da kötü, yaşam standartları düşük, yeşil alanları  olmayan, ranta odaklı yapılaşma  ve ulaşım sorunlarıyla  İstanbul’un kaderini yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Ne yazıktır ki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP li A.Kocaoğlu, AKP iktidarının rantçı politikalarını destekler duruma gelmiş, meslek odalarının karşı çıktığı  ranta açık, doğal yaşamı tehdit eden politikalarına onay vermiştir. Kent ve doğal yaşam alanlarında uzman meslek odalarının tüm uyarılarına karşın halkın çıkarlarına, doğal yaşam dengesine aykırı politikaları yaşama geçirmeyi gündemine almıştır. AKP’nin ‘Körfez Tüp geçiş Projesi’ni destekleyen ve savunan Kocaoğlu ve benzeri anlayıştaki sermayenin rant politikalarını destekleyen belediye başkanlarına İzmir’in ihtiyacı yoktur.

‘‘( Körfez Tüp Geçiş Projesi, henüz yapım aşamasında olan İstanbul Otoyolu ile Çiğli’de sulak alanların ve Kuş Cennetinin olduğu bölgeden güneyde doğal sit statüsü değiştirilen İnciraltı ve Çeşme yarımadasını birbirine bağlayacaktır.) Bu proje Gediz deltasınıdaki kuş türlerinin yoğun bulunduğu bölgede sulak alanların tasfiyesi ile kuş, bitki, memeli hayvan, çeşitli kelebek türleri yok edilerek, ekolojik dengeleri tahrip edecek, betonlaşmaya yol açacak ve plan değişiklikleri ile yüksek rant artışlarının önünü açarak kıyıları betona teslim eden bir kentin yolunu açacaktır.’’(1) İzmir’in tarihi, kültürel ve doğal değerleri-zenginlikleri rant için tasfiye edilmiş olacaktır. İzmir’in İstanbul olmasını istemiyorsak bu ‘‘ihanet’’ projelerine karşı durmak İzmir’i yönetecek başkanların öncelikli görevidir.

Bayraklı bölgesini çok katlı beton bloklara , İnciraltı’nı  AVM projelerine açan Kocaoğlu gibi bir başkan  istemiyoruz. Kentte yaşayanların değil sermayenin çıkarlarına, rant ekonomisine peşkeş çekilen anlayışlara halkla birlikte karşı duracak ve direnecek bir yerel yönetim anlayış ve uygulayıcılarının yönetime gelmesi önem taşımaktadır

Egemen iradenin, siyasi iktidarın kürt sorunundaki şiddet yanlısı ırkçı, ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı, yandaşlarını kayırmacı politikalarına karşı, Kocaoğlu  kent düzeyinde eşitlikçi, özgürlükçü, yerel hizmetlerin  gerçekleşmesinde yoksul-dar gelirli yerleşimlere öncelikli, barışçıl ve demokratik projeler üretememiştir. Kardeşlik, birlikte yaşam ancak bu anlayış ve uygulamayla mümkün olacaktır.

Yönetime aday olanlar, alevilerin, farklı din, mezhep ve kültürlerin inanç özgürlüğünü ayrımsız savunmalıdır. İbadet mekanlarını restorasyonu desteklenmeli, güvenlikli kılınmalıdır ; devletin din, dinin devlet işlerinden tamamen bağımsız olması ve elini çekmesini kentsel düzlemde yaşama geçirmeli, laik uygulamaların kararlı savunucusu olunmalıdır.

Yönetmeye aday olanlar, sendikalaşmayı, sendika seçme özgürlüğünü, taşeron uygulamasına karşı kadrolu-güvenceli çalışma hakkını esas alan anlayış ve uygulamaların savunucusu olmalıdır. Belediye emekçilerinin kadrolu, güvenceli istihdamını esas almalı, liyâkattan taviz verilmemeli, sendikaları tahakküm altına almaya çalışmadan, eşit ilişki kurabilmelidir. Sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin İzmir’de yerel demokrasinin gelişiminin bir parçası olduğu bilinmelidir. Kocaoğlu döneminde kadrolu olabilmek için hukuk yoluna başvuran ve işinden atılan tüm işçilerin yeniden iş başı yapmalarını sağlayacak bir yerel yönetim istiyoruz.

696 Sayılı kanun Hükmün’de kararnameyle  belediyelerde çalışan şirket işçileri, süresiz işçi statüsüne geçirildi. Bu işçiler için  2020 yılına kadar toplu iş sözleşmesi yapılmayacak, kadrolu işçi gibi 4 ikramiye verilmeyecek ve bu işçiler sosyal ve ekonomik haklardan yararlanamayacaklar. Bu işçilere sadece düşük bir zam öngörülmektedir. Bu kararname eşitlik ilkesine aykırıdır. Kadroya geçirilme adı altında işçilerin ekonomik ve sosyal hakları gasbedilmiştir. Yerel yönetim adayları bu kararmaneye karşı çıkmalı ve işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunulmalıdır.

Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) nin sendika, sendika olmayan iş kollarında işçi temsilcileriyle yapılmasını savunumalı; grev hakkının önündeki engelleri kent bazında yok saymalıdır. Kıdem tazminatı hakkını güvenceye almalı; kiralık işçilik uygulamalarına karşı çıkmalıdır.

Çalışanlar arasında cinsiyet eşitliğini savunmalı; özellikle kariyer, kadro yükseltmede pozitif ayrımcı, ücret politikasında mutlak eşitlikçi olmalıdır.

Kentimizde kadın hak ve özgürlüklerine uygun koşulları oluşturmayı; kentin gecesi-gündüzüyle, toplu taşım araçlarıyla, sokaklarıyla güvenli kılıcı politikaları geliştirmelidir.

Gençliğin bilimsel-özerk-demokratik-parasız eğitim-öğretim hakkında her gün daha fazla artan eşitsizliğe karşı politikalar geliştirilmeli; barınma, ulaşım, beslenme konularında ücretsiz olanaklar yaratılmalı; ücretsiz öğle yemeği sağlanmalıdır.

Küçük üreticilere ve köylülere düşük oranlı kredi tahsisi, kooperatifleşme olanaklarını sağlamalı; Kooperatifleşmenin yaygınlaştırılması için üreticilere yardım ve destek politikaları (destekleme alımları) geliştirilmelidir. El emeği üretimi yapan kadınlara yerel pazarlarda ücretsiz  alanlar sağlamalıdır.

Tarım ve hayvancılığa yapılacak ekonomik destekleri yerel bütçe kaynaklarından yapmalı ve halka aracısız, ucuz beslenme olanaklarını sağlamalıdır.

Tarım emekçilerine yönelik bir ekonomik ve sosyal güvence ağı geliştirilmesini savunmalı; kırsal kesimde kadınlara yönelik özel bir sosyal güvenlik sistemini bu döngü içerisinde  projelendirilmesini savunarak uygulamasını gerçekleştirecek bir alan açmalıdır.

Tarım alanları, sulak alanlar, su kaynaklarının özelleştirmelere açılmasını, sermayeye bırakılmasına kararlılıkla karşı çıkmalıdır. Bu temelde HES, RES, Termik santrallerin yerlerini meslek örgütleri, uzmanlar ve yöre halkı ile belirlemeyi savunmalıdır.

Kentimiz yeşil alanlardan yoksun durumdadır. Kentin yeşil alanları artırılmalıdır. Hava kirliliği, araç yoğunluğu ve diğer nedenlerle yoğunlaşmıştır. Koah, astım, solunum yolu hastalıkları yüksek orandadır. Kentimizdeki hava kirliğini ortadan kaldıracak politikalar geliştirmek zorundayız.

Gıda güvenliğini denetimleri sıklaştırarak sağlamalı, bünyesinde araştırma laboratuarları kurmayı projelendirmelidir.

Yerel yönetimlerin ulaşım hizmetlerinden kar elde etmesi düşünülemez. Yerel yönetimler ulaşım hizmetini diğer gelirlerinden sübvanse etmelidir. Kentlerde ulaşım hizmetleri yerel yönetimlerin kamusal bir görevidir. Kentte yaşayan tüm yurttaşların toplu taşıma hizmetlerinden yararlanması en ucuza olmalı ve esas olarak kamu taşımacılığı ücretsiz olmalıdır. 10.01.2019

Saygılarımızla

İmece-Der

(

(1) İzmir’e Sahip Çık  Platformu



 

 

 

 

 

İZMİR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ  SİYASİ İKTİDARIN  IRKÇI,AYRIMCI, ÖTEKİLEŞTİRİCİ, MUHALİFLERİ  HEDEF GÖSTEREN POLİTİKALARINA KARŞI ÇIKARAK , HALKIN KARDEŞLİĞİNİ VE BİRLİĞİNİ  SAVUNARAK FAŞİZME KARŞI  EMEK VE DEMOKRASİ TALEBİYLE TÜM BASKILARA KARŞI DURACAĞINI AÇIKLADI..

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Eğitim-Sen İzmir 1 No’lu Şube’de düzenlenen basın toplantısında İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir İl Eş Başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü Hülya Ulaşoğlu, açıklama yaptı. Ulaşoğlu; ‘’Yerel seçimler yaklaşırken, seçmen tercihlerinin AKP iktidarı tarafından toplumda kutuplaşmayı derinleştirerek, ırkçılık,  ayrımcılık ve nefret söylemi gibi toplumsal fay hatlarını harekete geçirerek şekillendirilmeye çalışıldığını’’ ve “Bu tehlikeli siyasal tarz ve söylemin sebep olabilecekleri, geçtiğimiz günlerde Sakarya’da bir yurttaşımızın etnik kimliği nedeniyle yöneltilen nefret saldırısı sonucu öldürülmesiyle gözler önüne serildi” dedi. ‘’Sakarya’da etnik kimliği sorulduğunda sadece Kürt olduğunu inkâr etmediği için bir yurttaşın katledilmesinin, oluşturulan kutuplaşma atmosferinin yarattığı tehlikeye bir kez daha işaret ettiğini’’ açıklayan Ulaşoğlu, açıklamada;

“Bir insanın etnik kimliğinin sorulması, sorgulanması başlı başına sorun iken, bu kimliğini dile getirmesinden ötürü yaşam hakkının elinden alınmasının başlıca sorumlusu, ırkçılığı ve her alanda ayrımcılığı körükleyen AKP – MHP iktidar bloğunun yöneticileridir. Zehirli ayrımcı dil sadece Kürtleri ya da başka etnik kimlikleri değil, kadınları, LGBTİ+ bireyleri, Alevileri ve hatta işçileri, emekçileri hedef almakta, geniş kitlelerin bilincine işlenmeye çalışılmaktadır. Bu dili kullanan, yeniden üreten ve destekleyenlerin ‘suça teşvikleri’ ise medya tarafından örtbas edilip görünmez kılınıyor. Nefreti, ayrımcılığı körükleyen dilin karşısında eşitlik ve kardeşlik talebini daha yüksek sesle ifade etmek, en önemli görevlerimizden biri olarak biz emek ve demokrasi güçlerinin önünde durmaktadır. Ancak bu sesin güçlenmesiyle ölüm ve çatışmaların önüne geçebiliriz.

‘’Nefret söylemini olabildiğine besleyen iktidar, bir yandan da demokrasi adına geride kalan son kırıntılara dahi göz dikerek her türlü fikir beyanını yargı sopasıyla tehdit ediyor. Daha birkaç gün önce iki tanınmış sanatçı, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen, sadece ‘daha fazla demokrasi’ taleplerini dile getirdikleri için bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ‘müsvedde’ olarak nitelenip kitlelere hedef gösterildi. Yalnız kendilerinin değil, çok geniş toplumsal kesimlerin özlemini ifade eden Akpınar ve Gezen, hedef göstermeyi talimat bilen savcılarca gözaltına aldırılırken, bu tür baskılarla esas korku salınmak isteyen iki sanatçı şahsında bütün toplumdur. Gösterilen sopa, demokrasi talebini yükselten bütün yurttaşlaradır.

‘’Halklar arası kutuplaştırma, düşmanlaştırma çabalarına karşı durmak için tüm gücümüzle mücadele etmek, coğrafyamızda kardeşliği hâkim kılmak biz emek ve demokrasi güçlerinin birincil görevidir. Bunun aksi yönde bütün çabalara karşı yükselteceğimiz sese, tüm yurttaşlarımızın da ses katması çağrısında bulunurken, otoriter, totaliter ve tekçi zihniyet ve uygulamalara karşı demokrasi ve özgürlük talebiyle söylenen her sözün de sözümüz olduğunu, baskılara karşı tüm yurttaşlarımızla omuz omuza duracağımızı ifade ederiz.”

 

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 40

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 19 konuk çevrimiçi