Skip to content
Hoşgeldiniz

'Bu Suça Ortak Olmayacağız' metnine imza attıkları için Dokuz Eylül Üniversitesi'nde görevlerinden uzaklaştırılan barış imzacısı akademisyenlerde 3 araştırma görevlisinin sözleşmeleri uzatılmadı. İİBF'den Araş. Gör. Aydın Arı, Edebiyat Fakültesi’nden Araş. Gör. Özer Yersüren ve Mimarlık Fakültesi’nden Araş. Gör. Dilek Karabulut'un sözleşmeleri henüz yenilenmedi ve atamaları yapılmadı. Özlük haklarına ilişkin işlemler askıya alınmış durumda. Sözleşmeler yenilenmezse araştırma görevlilerinin üniversite ile ilişkisi kesilmiş olacak.

Akademisyenlere açılan soruşturma süreci ile  ilgili rektörlük önünde imzacıların üyesi olduğu Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi ve SES İzmir Şubesi ortak açıklama yaptı. Açıklamada barış talep etmenin suç olmadığı hatırlatılarak soruşturma komisyonunun lağvedilmesi ve akademisyenlerin görevlerine dönmesi istendi. Açıklamaya Dokuz Eylül Üniversitesinden öğrenciler ve emek ve demokrasi güçlerinin temsilcileri de katıldı. Basın metnini okuyan Eğitim Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Ulaş Yasa, okudu.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:

Basına, Kamuoyuna ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışanlarına,

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde iki yıldır yaşanan garabete ve husumete tanıklık etmek için buradayız. Bundan tam 2 yıl önce, diğer birçok üniversitede olduğu gibi, üniversitemizde bir “cadı avı”nın fitili ateşlendi. 15 Ocak 2016’da “Barış Akademisyenleri” diye bilinen 12 öğretim elemanı hakkında soruşturma başlatıldı. 3 farklı rektör, 4 farklı komisyon ve 12 farklı soruşturmacı gördük. Bu iki yıl içinde üniversiter değerlerin aşama aşama nasıl ayaklar altına alındığına tanıklık ettik. Yaşananlar, ifade özgürlüğünün ve barış isteğinin yargılanma çabasıdır maalesef.

Yaratılış kuramını savunanlar, ırkçı düşünceleri fütursuzca yayanlar, eşini dostunu işe sokanlar, şikeci yollarla unvan devşirenler, intihalciler, darbeci olan/olmayan cemaatler için gizlice çalışanlar akademisyen olabilirler; olmaktadırlar. Oysa arkadaşlarımız, bilim dünyasının parlayan yıldızları, hepimizin ve ülkemizin yüz akı hocalarımız ise üniversiteden ihraç edilmeye çalışılıyor.

Dün itibariyle olmayan yönetmeliği bile işletmiş olsalar, iki yıllık zaman aşımı da dolmuştur. Çünkü YÖK Başkanlığı’ndan gönderilen talimat üzerine, Rektörlük tarafından 15 Ocak 2016 tarihinde soruşturma açılmıştı.

Soruşturmacı olarak görevlendirilen Prof. Dr. Meltem Kutlu Gürsel tarafından 1 Mart 2016 tarihinde Soruşturma Raporu hazırlanmıştır. Ve bu rapor YÖK’ün itirazlarına rağmen hocamız tarafından ikinci kez aynı şekilde rektörlüğe sunulmuştur. Prof. Dr. Meltem Kutlu Gürsel, raporunu düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne ve bilimsel özerkliğe dayandırmıştır. Bu raporda ayrıca adlî sürecinin sonlanmasının beklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Oysa yeni göreve gelen Rektör Prof. Kasman ve ardından göreve gelen Prof. Çelik, hocamızın bu ders niteliğindeki görüşünü göz ardı etmişler ve soruşturma komisyonunu kafalarına göre değiştirmeye devam etmişlerdir.

Arkadaşlarımız, Prof. Kasman döneminde kendi oluşturduğu komisyonun teklifi üzerine 28 Haziran 2017’de açığa alınmışlardır. Haklarında soruşturma açılan 12 meslektaşımızdan dördü emekli olmak zorunda kalmıştır. Diğer sekiz arkadaşımız ise, 203 gündür açıktadır; öğrencilerinden, hastalarından, akademiden uzaklaştırılmışlardır.

Söz konusu açığa alma kararlarına karşı avukatlarımız İzmir İdare Mahkemelerinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davaları açmış; ancak yürütmeyi durdurma taleplerimiz reddedilmiş olup söz konusu açığa alma işleminin iptaline ilişkin davalar devam etmektedir.

Rektörlük, ancak geçen ay arkadaşlarımızdan yazılı ifade isteyebilmiştir. Kaldı ki, hemen ardından da komisyon şimdilik son kez değişmiştir. Hukuktan nasibini almamış ifade talebine, usul itirazlarımızı yaptık. Dosyayı görmek istedik. Hiçbirini kabul etmediler.

Arkadaşlarımız ne ile suçlanmaktadır? Belli değil. Ortada bir disiplin yönetmeliği bile yok. Soruşturma hangi mevzuata dayandırılmış, bilen yok.

Defalarca değişen soruşturma komisyonu, bugünkü haliyle bir kumpas çetesi halini almıştır. Yeni komisyon üyelerinin İİBF’den Prof. Dr. Recep Kök, İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Himmet Konur ve Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Akgün olduğunu öğrendik. Prof. Kök ve Prof. Konur, kamuoyuna “Vatansever Türk Aydınları Bildirisi” başlığıyla ilan edilen metnin imzacısıdırlar. Prof. Kök aynı zamanda, 7 Haziran seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin İzmir milletvekili adayıdır. İzmir Türk Ocaklarının eski başkanıdır. İmzacı akademisyenlerden biriyle sıhrî hısımlık bağı bulunuyor. Ayrıca anabilim dalı başkanlığı sıfatıyla iki imzacının yeniden atanmaması için olumsuz görüş vermiştir. Ve maalesef Prof. Kök’ün çabaları sonuç vermiş bulunuyor. Bu arkadaşlarımızdan Araş. Gör. Aydın Arı’nın yeniden atama vakti geçmesine rağmen henüz yapılmamıştır. Bugün itibariyle Aydın Arı’nın maaşı yatmamıştır.

Ve benzer şekilde Edebiyat Fakültesi’nden Araş. Gör. Özer Yersüren ve Mimarlık Fakültesi’nden Araş. Gör. Dilek Karabulut’un yeniden atama süreçleri de aksamaktadır. Bundan şu sonuç mu çıkmaktadır? Dokuz Eylül Üniversitesi, barış akademisyenlerini, hukuksuz bir şekilde sözleşmeleri yenilemeyerek sistemli bir şekilde tasfiye etmeye mi çalışmaktadır?

15 Eylül 2017’de Dokuz Eylül Üniversitesi rektörlüğüne vekâleten atanan Prof. Dr. Erdal Çelik’in imzacı akademisyenlerin özlük haklarına ilişkin tasarrufları ve görevlendirdiği soruşturma komisyonu hukuksuzdur.

Hepinize şunu bir kez daha belirtmek isteriz. Barış imzacısı arkadaşlarımız, hiçbir suç işlememişlerdir. Düşünceyi açıklamak suç değildir. Kendilerini savunmak zorunda değillerdir. Ama bu büyük husumete karşı hep beraber onlara sahip çıkacağız. Bu husumete karşı, biz de büyük bir dayanışma ve mücadele platformuyuz. Asla vazgeçmeyeceğiz.

Dokuz Eylül Üniversitesi ise bir yol ayrımındadır. Dünyada sayısız örneği olan, Boğaziçi, ODTÜ, Galatasaray, Hacettepe vb. gibi mi olacaktır; yoksa diğer kurumlar gibi cadı avına devam edip üniversite vasfını mı yitirecektir? Üstelik bugünler geçicidir. Kötülük baki değildir. Yeniden demokratik, özgürlükçü bir ülkeye ve üniversiteye kavuştuğumuzda, şimdilerde yaşananların asla unutulmayacağının, bir utanç vesikası olarak muhataplarının CV’lerinde yer alacağının ve bu CV’lerin kurulacak Dokuz Eylül Üniversitesi Müzesi’nde ibretlik olarak sergileneceğinin sözünü veriyoruz.

  • Rektörlük, soruşturma komisyonunu lağvetsin! Recep Kök ve Himmet Konur soruşturmacılık görevinden alınsın!
  • Arkadaşlarımızın suçsuzluğu teyit edilsin!
  • Aydın Arı, Özer Yersüren ve Dilek Karabulut’un yeniden atamaları ivedilikle yapılsın!
  • Arkadaşlarımız işlerine geri dönsünler!
  • Yeni, özgür bir üniversite için, birlikte mücadele edeceğiz!

Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Şube Yürütme Kurulu

SES İzmir Şubesi

 

 

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

10 Ocak artık ‘’Çalışamayan Gazeteciler Günü’’ oldu.

Basın ve düşünce özgürlüğü siyasi iktidar tarafından yok sayılmaktadır.

Gazeteciler içerde ve onlarca gazete, dergi ve tv kapatılmış, el konulmuştur.

Türkiye basın tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor.

Basın emekçileri hukuksuz, adaletsiz bir şekilde gözaltına alınıyor, tutuklanıyor aylarca mahkemelere çıkarılmıyor.

Gerçekleri yazmak suçtur. İktidarın politikalarına uyum göstermeyen iç ve dış haberler, suç haline getirilmiştir. Gerçekleri yazmayın diyorlar. Basın ve düşünce özgürlüğünü kullanınca zindanlara konuyorsunuz.

Hatta Ahmet Şık gibi dönemine uygun, suç isnatları yaratılarak, içeride tutulan gazetecilerimiz var. Yaptıkları haberlerden dolayı  ‘‘hain, casus’’ ilan edilen gazetecelerimiz var, onlarca yıl hapis cezası veriyorlar.

Bunlar yetmiyor, dış basından gazetecileri tutukluyorlar. Aylardır mahkeme karşısına çıkarmıyorlar.

Gazetecilerin yoksulluk sınırlarında ücret aldığı, sendikasız çalıştırıldığı, on bin gazetecinin işsiz olduğu  koşullar yetmiyor ki ceza davaları, tazminat davaları ile  susturulmaya çalışılıyorlar

Türkiye’de ve dünyanın birçok çatışma bölgelerinde siyasi iktidarlar, militarize güçler tarafından içeride ve dışarıda gerçekleri yazdığı için öldürülen, kaçırılan, baskıya uğrayan işkence yapılan yapılan gazeteciler var. Basın tarihimiz, öldürülen, işkence yapılan  gazetecilerin tarihidir.

Gazeteciler direniyor. Basın ve düşünce özgürlüğü için canlarını veriyor zindanlarda bedel ödüyorlar.

Tüm baskılar ve zor politikaları  nafiledir.

Basın ve ifade özgürlüğünü yasaklayamazsınız.

Basın emekçilerini susturamayacaksınız. Uğurlar, Metinler, Hrant’ların daha yüzlercesinin korkmadan yazdığı,  can bedeli ödediği gelenek var..

Selam olsun, gerçekleri yazan, gazetecilere..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKALIM,  HAKLARINI GÜVENCE ALTINA ALALIM.

AKP 15 yıllık siyasi iktidarı döneminde hayatı ve gündelik yaşamı yeniden biçimlendirmeye çalıştı.  Bu süreçte hayatı değiştirmenin, islami esaslara uyumlu duruma getirmenin alanlarından birisi çocuklar ve kadınlar oldu. Kadın cinayetlerindeki duyarsızlığın yanı sıra cezasızlık, ceza indirimi, karakol aşamasında erkeği kollama-şiddeti olağanlaştırma-barıştırma uygulamalarına sıklıkla tanık olduk.

Çocuk yaşlarda evlenmeyi meşrulaştırma ve teşvik politikaları; ana okulları, kreşlerde ve kamu okullarında uygulanan din bilgisi müfredatlarına yansıdı. Toplumsal ve aile yaşamında en büyük zararı kadınlar ve çocuklar gördü. Toplumun geleceği çocuklarımız ve onları doğuran annelerimiz  gündelik yaşamda,  işte, evde, eğitimde, yurtlarda,  gerici, yıkıcı, şiddet politikalarıyla fiziksel ve ruhsal olarak örselendi. Aile içi şiddetten en çok ta çocuklar etkilendiler, paylarına düşeni yaşadılar. Aile içinde, tarikat yurtlarında sıbyan mekteplerinde bedenleri kötüye kullanıldı, çocuklukları- düşleri-masumiyetleri hoyratça kırıldı..

İktidar destekli vakıflar, tarikatlar, cemaatlerle ilişkili yoksul aile çocuklarının; yaşam alanı yurtlarda, sıbyan mekteplerinde çocuklara şiddet ve  istismar artarken;   “babanın kızına şehvet duyması haram değil” fetvasıyla ensesti, “küçüğün rızası” ve ‘’bademleme’’  söylemiyle  tacizi- tecavüzü aklayan açıklamalar, yazılı ve görsel yayınlar yapıldı. Kadına yönelik şiddet   ‘’erkek kadınını dövebilir’’ açıklamaları ile zihinler çarpıtılıyor, çarpık zihniyetli erkekler cesaretlendiriliyor; şiddet erkek şiddeti cezasız bırakılarak, cezai indirimlerle ya da ceza ertelemeleriyle  toplumun günlük yaşamı İslami referanslara uygun hale getiriliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesindeki sözlüğü, yayınları, verdiği fetvalarla toplumu gericileştiriyor, kadını toplumsal yaşama katılamaz hale getirmeyi kolaylaştırıyor. Cumhuriyetle kazanılmış kadın ve çocuk hakları, 1948 Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve 20 Kasım 1989 tarihinde BM tarafından benimsenen, 2 Eylül 1990 tarihinde de bizde yürürlüğe giren Çocuk Hakları Bildirgesi kazanımları fiilen rafa kaldırılmış, tasfiye edilmiş oluyor.

Diyanet İşleri Başkanlığının resmi internet sitesinde, Dini Kavramlar Sözlüğü bölümünde: “ buluğ "çağına ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi" anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir. Buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statüsünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlülüklere ehil olur’’ yazıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığının bu açıklamasına göre; “kızlar 9 yaşında erkekler 12 yaşına ulaştıktan sonra  erkeğin baba, kızın da gebe kalabilmesi ile yetişkin insan statüsü kazanır,  ibadet,helal,haram gibi dini hükümlere muhatap,ve cezai,mali hukuki yükümlülüklere sahip olur” deniyor.

Diyanet İşleri sitesinde nikahı nasıl açıklanıyor, bir de buna bakalım:

‘’Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur. Nikâhın sahih olması için, evlenecek kişilerin evlilik engelleri bulunmamalıdır. Şartlarına uygun olarak gerçekleşen evlilik; dinin izin verdiği ölçüler içinde eşleri birbirine helâl kılmakta, hısım akrabalığı, nesep, miras, mehir, nafaka gibi hukukî sonuçlar doğurmaktadır. Hukuken tanınmayan evlilikte, bu sonuçlar güvence altına alınamadığından, resmen tescil ettirilmeyen evlilik kanunen suç olduğu gibi, dinen de doğru değildir.’’

“9 yaşında buluğ çağına ermiş kız çocuğu yetişkin statüsü kazandığı için nikahlanması mümkündür” diyor. Ayrıca velisi olmadan da nikahlanabilmesi mümkün görülüyor. 9 Yaşındaki kız çocuğunun evlenebileceğini, cezai ehliyete sahip olduğunu söylemek insani değerler açısından de evrensel hukuk açısından da suçtur.

Siyasi iktidarın eğitim sisteminde 11 Nisan 2012'de ''İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' adıyla Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe koyduğu değişiklikle kız çocuklarını 4+4+4 eğitim sistemi ile erken okuldan ayrılmasıyla kırsal alanlar  başta olmak üzere çocuk yaşta evliliklerin yolu da açılmıştı.

2 Aralık 2017 de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle İçişleri Bakanlığı, il ve ilçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu görev ve yetkisi veriyor, yetkiyi kullanacaklar da Bakanlıkça belirlenecek.. Yakın zamanda her düzeyde din görevlisinin nikah kıyma yetkisi alabileceği düşünülürse kız çocuklarının erken evlendirilmesi, rıza dışı evliliklerin de yaygınlaşacağını söylemek zor olmasa gerektir.

Toplumsal yaşamda laisizmi savunmadan ve gerçekleştirilmesi için mücadele etmeden çocuklarımızı, yani geleceğinizi  koruyamayacağımız açıktır. Kadınları ve çocukların haklarının güvenceye alınmasının yolu laisizmin gerçekleşmesidir. Din, devlet işlerinden gerçek anlamda ayrılmalıdır. Devletin dinsel kurumlara, vakıflara, derneklere parasal desteği kesilmelidir.

Kamu kaynakları “yeni paralel” cemaatlere, vakıflara, siyasi iktidara yandaş derneklere (Ensar Vakfı, TÜRGEV, TÜGVA, Anadolu Gençlik Derneği..vb) açılmamalı, bu vakıflarla sosyal, kültürel, sportif, mesleki ve teknik kurslar açılması kapsamında düzenlenen protokoller iptal edilmelidir.

Diyanet İşleri ve siyasi iktidara yandaş vakıf gibi araçlarla eğitimin dinci karakter kazanması girişimlerine son verilmelidir. İnanç ve ibadetin politikanın aracı olarak istismarı önlenmeli ve herkes için din, vicdan ve ibadet özgürlüğü güvence altı­na alınmalıdır.

Bu talepler için mücadele etmeliyiz. Çocuklarımızın din üzerinden istismar edilmelerine, çocuk evliliklerine, kız çocuklarının itaatkar cinsel kölelere dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Çocuklarımıza sahip çıkmalı gündelik yaşamın gericileştirilmesine, dinselleştirilmesine barikat oluşturmalıyız.

Kadınların, çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına izin vermeyelim. Birlikte güçlü mücadele, dayanışma her tür engeli aşacak güçtedir.

 

 

 
Yazdır

2018 UMUDUN VE DİRENCİN  YILI OLSUN!

Yeni bir yıl, yaşanacak yeni günlerdir. Yeni günler emekçiler için eskisinden daha yaşanılır olmalıdır.

Yaşanılası bir ülke ve dünya için mücadele, dünyanın tüm ezilenleri için her zamankinden yakıcı, güncel, yaşamsal  bir sorun; ya dünyayı ve tüm insanlığı kurtaracak çözümler üreteceğiz ya da dünyamız emekçiler için bir cehennem ve yaşamın tükendiği bir duruma gelecek. Bütün bilimsel veriler dünyanın ve tüm yaşamın yok oluşunun işaretlerini veriyor.  Dünyanın yaşamsal sorunları politik rejimler ve tekelci kapitalizmin özünden kaynaklanıyor.

Dünyanın bir çok ülkesi faşizm ve gerici siyasal rejimler tarafından yönetilmekte ve tüm ezilenler ve emekçiler bütün bir hayatlarını tekelci kapitalizmin sömürü, baskı ve  kötü yaşam koşulları altında geçirmektedir.

Ülkemizde faşizm tüm baskı ve zor aygıtları ile hayatı özgürlük ve demokrasi yanlılarını cendere altında tutmaya çalışmaktadır. Yaşam, çalışma, barınma ve düşünce-ifade hakkı fiili olarak yasak kapsamı içerisine alınmış durumda. Siyasal iktidar uygulamalarıyla herkesi otoriteye boyun eğen, kimliksiz, kişiliksizleştirmeye çalışmaktadır. Özgürce düşünmek, eylemek, aydınlanma ve aydınlatma araçlarını edinmek-kullanmak hayatın her alanında engellenmekte, zorlaştırılmakta ve toplum buna uygun yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır.

Çıkış yolumuz faşizme karşı olan tüm güçlerin birleşmesi ve demokrasi, özgürlük mücadelesini yükseltmesinden geçmektedir.. Askeri ve sivil darbeciliğe, tek adam rejimine ve  faşizme karşı birleşik, demokratik güç birliği ve demokrasi cephesi oluşturmanın önemi açıktır.

2018 yılı tüm ezilenleri ve emekçileri birleşmeye ve tüm insanlığı daha yaşanılır bir hayatı kurmaya çağırmak hepimizin görevidir. Daha iyi bir yaşam ve gelecek için 2018 yılında gerçekleşmesini istediklerimiz:

*Olağanüstü Hal kaldırılmalıdır.

*KHK’lar iptal edilmeli; haksız, hukuksuz olarak işten atılanlar işine iade edilmeli;

*Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmalı;

*Tüm yurttaşlar ayrım gözetmeksizin demokratik hukuk devleti ölçütlerine göre etkin  ve yansız olarak yargılanmalı. işkence, kötü muamelede zaman aşımı, cezasızlık olmamalı; idam cezası tartışmaları gündemden çıkarılmalı;

* Düşünce ve ifade özgürlüğü tüm yurttaşlar için ayrımsız gerçekleşmeli.

* Düşünce ve ifade özgürlüğünün ayrılmaz araçları olan basın-yayın; toplanma ve barışçıl gösteri hak ve özgürlüğü sağlanmalı;

* Siyasal, demokratik, mesleki, mahalli, sosyal örgütlenmeler üzerinde baskı ve tehditler kaldırılmalı.

*Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözümü için müzakere yolu açılmalı, can yitimleri son bulmalı;

*Alevilerin farklı mezhep, din ve kültürlerin inanç özgürlüğünü geçekleşmeli; devletin din, dinin devlet işlerinden tamamen bağımsız olmalı; demokratik laisizm gerçekleşmeli;

*Taşeronlaştırma son bulmalı, kıdem tazminatı korunmalı ve kiralık işçi büroları..vb emeğin köleleştirilmesine karşı mücadele edilmeli;

*Kadın hak ve özgürlüklerinin koşulsuz savunulmalı, kadına yönelik şiddete ve cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele etmeli;

*Gençliğin bilimsel-özerk-demokratik-parasız eğitim-öğretim hakkı; iş ve gelecek mücadelesi; YÖK’ün kaldırılması talebi desteklemeli;

*Mimar ve mühendisleri ilgilendiren Uluslararası İş Gücü yasası iptal edilmeli..

*Herkese sağlıklı bir yaşam ve parasız sağlık hakkı olmalı

*HES, RES, termik santrallere karşı halkın çıkarları savunulmalı, yaşanabilir, gelecek kuşaklara devredilebilir doğal yaşam alanlarına sahip çıkmalıyız.

2018 Yılında da emek ve demokrasi güçleriyle yolumuzda onurla yürüyeceğiz.

2017  yılının hayatı değiştirme ve direnme  direnci, mücadelesi  2018 yılına  umut olsun!

Umudumuzu, direncimizi, mücadele ve dayanışmamızı  büyütelim. 01.01.2018.

İmece-Der

 

 

 







 

 

 

 

 

 


İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ’NİN İŞSİZ BIRAKTIĞI İŞÇİLER

İŞLERİNE GERİ DÖNMELİDİR.

CHP İL YÖNETİMİ VE SAYIN KOCAOĞLU İŞÇİLERİ AÇLIĞA MAHKUM

ETMEMELİDİR.

KADRO DAVASI AÇTIKLARI İÇİN İŞSİZ KALAN

İŞÇİLER

AÇIKLAMA YAPTI.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne karşı ilave tediye ve kadro davası açtıkları için işten atılan işçiler ve 48 gündür açlık grevinde olan  Mahir Kılıç   Eski Sümerbank önünde basın açıklaması yaparak, işlerine geri dönmeyi talep ettiler.

‘‘İş ekmek yoksa direniş Var, yaşasın onurlu mücadelemiz’’, ‘’Aziz Kocaoğlu tarafından hakarete uğradık, haksız yere işten atıldık işimizi ve adalet istiyoruz’’, ‘‘Engelli kadrosunda çalıştığım İzmir Büyük şehir Belediye’si gerekçesiz işten çıkardı, işimizi ve adalet istiyoruz’’  pankartları açan işçiler kimsenin yeni yıla aç girmesini istemediklerini söyledi.

İşçiler adına açıklamayı Barış Kaya yaptı. Kaya açıklamasında, atılan işçiler olarak, haksız ve hukuksuz şekilde işten atıldıklarını, sosyal demokrat, emek yanlısı belediye söylemi ile uygulamaların birbiriyle zıt olduğunu İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı ve bürokratlarının herkese adalet diye haykırdıklarını, emekçiler sizlerle birlikte haykırdığını, ancak  dava açmış kazanmış yüzlerce işçiyi işinden ekmeğinden edip açlığa mahkum ettiklerini, bu işçilerden biri olan Mahir Kılıç’ın iftira ve yalan iddialarla tazminatsız haksız hukuksuz işten atıldığını ve 49 gündür belediye önünde açlık grevi ile  işten atılan bir kısım işçi ile birlikte direndiğini yargı yoluyla kazandığımız kadro davalarını İz.BŞB vermediği gibi işçileri işsiz ve açlığa mahkum ettiğini söyledi.

İKTİDARIN KADRO DÜZENLEMESİ İŞÇİLERİN KAZANILMIŞ HAKLARINDAN VAZGEÇMELERİNİ ŞART KOŞAN BİR DÜZENLEMEDİR.

‘’Kamuoyunun bildiği üzere emekçiler için yeni bir KADRO düzenlemesi yayınlandı. Yasalaştırılmasındaki yönteme bakarak bile bunun KADRO hakkı değil aksine, taşeron işçinin yasa ve mahkeme yolu ile kazandığı haklardan bile vazgeçmeyi şart koşan bir düzenlemedir. örneğin  Belediyeler de yüzbinleri bulan işçileri kapsamamış, kazanılmış haklardan vaz geçmeyi şart koşmuştur. İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ işçileri olarak yıllar önce açtığımız ve bugün Yargıtay tarafından da onaylanmış davalar ile belediye işçileri için bu KADRO lu çalışma hakkını kazanmış işçileriz.

‘‘İktidarın KHK ile işçilerin elindeki hakları gasp etmesi ile İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ nin dava açıp kazananları işten atması aynıdır. Emekçiler konu olduğunda aynı zihniyette olduklarının açık kanıtıdır. AKP iktidarı belediye işçisine "kazanılmış haklarından vazgeçersen çalışabilirsin "diyor. CHP li sosyal demokrat belediye dava açan işçileri işten atmakla tehdit edip, işbirlikçilerine dava açanların listesini tutuşturup, "KADRO ve alacak davasından vazgeçmezseniz işten atılacaksınız" diyor. ‘’Yüzlercesini de işten atıyor. Daha bu KADRO yasası çıkmadan İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ emek gaspı, zihniyetini hayata geçirmiştir.

CHP YÖNETİCİLERİ YÖNETİMDE OLDUKLARI BELEDİYELERDE HAK,HUKUK VE ADALETİ SAVUNMALI ATILAN İŞÇİLERİN İŞLERİNE DÖNMESİNİ SAĞLAMALIDIR

Buradan basın önüne geçip kürsülerden emek, emekçi, gibi  laflar eden CHP’li yetkililere sesleniyoruz, Buradan hiç samimi görünmüyorsunuz. Sormak hakkımız, sizin belediyeleriniz de olunca neden sessiz ve tepkisizsiniz. HAK, HUKUK, ADALET’ i iktidar gasp edince başka, sizin belediyeleriniz aynı gaspı yapınca  başka mı oluyor. Emekçiler söz konusu olunca sizlerin bakış açısı da aynı oluyor. Hepiniz sessiz, hak aramayan, yumruklayıp bayılttığınız da ekmek için susuyorum diyen işçiler istiyorsunuz.

HAKKIMIZ OLAN İŞİMİZİ İSTİYORUZ. YENİ YILDA KİMSE YATAĞINA AÇ GİRMEMELİDİR.

‘’Hakkımız olanı istiyoruz işimizi istiyoruz. Haklı olan biziz. Yeni bir yıla  DİRENİŞ ile giriyoruz. Yeni yılda da direnmeye devam edeceğiz. Yeni yıl dileği olarak "kimsenin yatağına aç girmemesini diliyorum" diyen İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE Başkanına burdan sesleniyoruz. Eğer samimi iseniz, ADİL iseniz 48 Gündür devam eden MAHİR KILIÇ ın gün, gün açlıkla erimesine izin vermezsiniz. Haklarını ve işini geri verirsiniz.

KAYA, GENEL Ş SENDİKASI YÖNETİCİLERİNİ DAYANIŞMAYA VE MÜCADELEYE ÇAĞIRDI

‘’Saydığımız tüm bu hukuksuzluklara karşı Başarlı olabilmenin en büyük koşulu DAYANIŞMA dır. Biz bu DAYANIŞMA yı bugüne kadar geçen 48 gün içinde, duyarlı emek dostlarından, haberli dostlardan, sosyal medyada görebildik. Asıl dayanışmayı, Bu işçi mücadelesini yürütmesi gereken üyesi olduğumuz sendikadan henüz göremedik. Sizlerin önünde bir kez daha açık çağrı yapıyoruz. Gelin göreviniz olan direnişi destekleyin, işçi mücadelesinin yanında olun. Asli görevinizi yapın… Burdan faydamız var diye verdiğiniz her taviz, işçi haklarının kaybedilmesi ile sonuçlanmıştır. Sendikacılığa olan güveni sıfıra indirmiştir. Gelecek emekçiler için karanlıktır.. …Sizi direnmeye çağırıyoruz….

ATILAN İŞÇİLERE AKP TARAFINDAN  CHP VE SENDİKA ALEYHİNE KONUŞMALARI KARŞILIĞINDA KAMUDA İŞ VE MAKAM TEKLİF EDİLDİ, ATILAN İŞÇİLER REDDETTİLER.

‘’Direnişimize yönelik karalamalara ve iftiralara gülüp geçiyoruz. Eğer bizim şahsi çıkar, makam mevki meselemiz olsaydı sırf televizyona çıkıp parti ve sendika aleyhine konuşma karşılığı olarak sunulan, kamu da iş ve makam teklifini elimizin tersiyle itmez kabul ederdik. Bunun da böyle bilinmesini istiyoruz. Biz sadece uğradığımız haksızlığın giderilerek işimize geri dönmek istiyoruz.    MAHİR KILIÇ ve işten atılan diğer işçiler olarak işimiz, ekmeğimiz için direniyoruz. Hakkımız olanı istiyoruz, işimizi istiyoruz. Haklı olan biziz.

CHP YÖNETİMİ VE SAYIN AZİZ KOCAOĞLU BU HAKSIZLIĞA ADALETSİZLİĞE DUR DEMELİDİR.

İŞÇİLER İŞLERİNE GERİ DÖNMELİDİR.

‘’ Yeni bir yıla  DİRENİŞ ile giriyoruz. Yeni yılda da direnmeye devam edeceğiz. Yeni yıl dileği olarak "kimsenin yatağına aç girmemesini diliyorum" diyen İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE Başkanına sesleniyoruz.  Eğer samimi iseniz, ADİL iseniz 48 Gündür devam eden MAHİR KILIÇ ın  açlıkla erimesine izin vermezsiniz. MAHİR ve Direnen işçileri işlerine döndürmek için adım  atarsınız. Buradan birkez daha belirtmek isteriz ki, haklı olan biziz. Tek gücümüz haklılığımızdır. Direnişimize güç veren HAKSIZLIĞA, ADALETSİZLİĞE karşı koyuyor olmaktır. Direniş dostlarımız, emeğin,  emekçilerin yanında olanlar ile güçlüyüz. Buralar kamu kurumlarıdır, bugün var yarın yoksunuz. Biz buradayız. Emekçiler burada. Emeğin dostları burada. Nerde bir haksızlık varsa karşısında duracak yürekli dostlarımız var bizim. Bu nedenle sonuna kadar mücadele edecek irademiz var. Biz kazanacağız.

İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ.

İŞ EKMEK YOKSA DİRENİŞ VAR. ‘

Not: Ara başlıklar tarafımızdan oluşturuldu.

 

 

 

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 > 37

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 11 konuk çevrimiçi