Hoşgeldiniz Skip to content
Hoşgeldiniz

https://www.youtube.com/watch?v=fkwBhI51PUU

İZMİR’E SAHİP ÇIK PLATFORMU KURULUŞUNU AÇIKLADI.

İzmir’e Sahip Çık Platformu kuruluşunu, 40 demokratik kurumun katılımıyla İzmir Mimarlık Merkezi’nde yapılan basın toplantısıyla açıkladı. TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu sözcüsü Melih Yalçın platform bileşeni kurumlardan temsilcilerin katıldığı toplantının açılışını yaptı. Basın toplantısında platform adına basına açıklamasını Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Şenyol Kocaer yaptı.

 

Şenyol Kocaer; ‘’son 15 yıl boyunca sürdürülebilir ekonomik bir model yerine ranta dayalı ekonomi politikaları uygulanması nedeniyle kentlerin, tarım alanlarının, kıyıların, ormanların, derelerin yapılaşmaya açıldığını ve talan edildiğini, kamu arazilerinin sermayeye peşkeş çekildiğini’’ belirterek, “Bunun sonucunda özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde uygulanan rant politikaları ve gerek merkezi gerek yerel idareler tarafından uygulanan yanlış kentleşme politikaları bu kentleri yaşanmaz hale getirmiştir. Yaşanan trafik sorunları, hava kirliliği, kişi başına düşen yeşil alan miktarının azalması, sel felaketleri, heyelanlar ve benzerleri bunun en net örnekleridir” dedi.

“Ancak özellikle İstanbul’da ranta çevrilecek alanlar azaldıkça, yağmacı sermaye gözünü İzmir’de ranta çevrilecek alanlara dikmiştir. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz gibi İzmir’de son yıllarda artan nüfusla birlikte parçacıl planlama anlayışıyla uygulanan şehircilik politikaları ile oluşan çarpık kentleşme,  deprem ve sel gibi doğal afetlerin gerçekliği ve  riskleri, su kaynaklarının tükenmesi, hava kirliliği gibi sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını bire bir etkileyecek sorunlar İzmir’in kapısına dayanmışken, bunları göz ardı edip yasa ve yönetmeliklerde özellikle İzmir’de uygulanacak rant politikalarının önünü açan değişiklikler yapılmıştır.

‘‘İzmir–Manisa 1/100.000 Çevre Düzeni Planında İzmir için tarım alanlarının konut ihtiyacının ötesinde yapılaşmaya açılması ve dolayısıyla aşırı bir nüfus artışı, korunması gerekli doğal alanlarımızın doğal sit statülerinin yapılaşmaya açılması yönündeki değişiklik kararları, aynı şekilde kuzeyde Gediz Deltası’ndaki sulak alanların sınırlarına ilişkin değişiklik kararlarını bir bütün olarak düşündüğümüzde, İzmir’in yıllardır korunmuş alanlarının yapılaşmaya açılması yönündeki bu kararların, kentin trafik sorununu teğet geçtiği ve üst ölçek imar planlarında olmadığı ancak İzmir Körfez Geçişi (İKG) Projesi ile bağlantılı olduğu ve bu senaryoda önemli bir rol oynadığı ortaya çıkmaktadır.

‘‘Tarım alanları, meralar, makilik ve fundalık alanlar gibi doğal alanlarımızın, üst ölçek plan kararları ile yapılaşmaya açılmasının ardında, siyasi iktidarın 2025 yılı için öngördüğü gerçekçi olmayan yüksek nüfus öngörülerinin bulunduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu nüfus için planda önerilen yapılaşmaların yanına eklenecek olan sulak alan değişiklikleri ve doğal sitlerdeki değişiklikler ile özellikle ekolojik anlamda birçok önemli değeri barındıran Çeşme yarımadası yapılaşma baskısıyla büyük bir tehdit altına girecektir.

‘‘Körfez Geçiş Projesi, kuzeyde yapım aşamasında olan İstanbul Otoyolu ile Çiğli’de sulak alanların ve Kuş Cenneti’nin olduğu bölgeden güneyde doğal sit statüsü değiştirilen İnciraltı ve Çeşme yarımadasını birbirine bağlayacaktır.  Tüm bu ardı ardına gelen yönetmelik, sit derecelerindeki değişiklikler, üst ölçek plan kararları ve mega proje niteliğindeki İzmir Körfez Geçişi (İKG) Projesi ile İzmir için gelecekte çizilen senaryonun; doğal yapısından gitgide uzaklaşan, ekolojik değerlerini kaybeden, betonlaşmaya teslim edilmiş, parça parça plan değişiklikleri ile yüksek rant artışlarının önünü açan, kıyılarını betona teslim eden rant talanı altında sağlıksız bir kent olacağı ortadadır. Bu gidişat bir an önce engellenmelidir. Yoksa Ege’nin incisi İzmir; tarihi, kültürel ve doğal hiçbir değerini geleceğe taşıyamayacaktır.

‘‘İzmir üzerinde planlanan rant politikalarının en önemli aracı imar planlarıdır. Kentimizi sermayenin şekillendirdiği yağmacı bir anlayışa teslim etmek istemiyorsak; imar planlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarından uzaklaşmamak ve kamu yararını öncelemek gerekmektedir. Merkezi yönetimin ranta dayalı planlama anlayışının karşında duracak en büyük gücün yerel yönetimler olması gerekir. Söylendiği gibi ‘İzmir’in İstanbul olması’ istenmiyorsa buradan başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm İzmir halkına sesleniyoruz. Sözünü ettiğimiz talan projelerine bugün karşı çıkmazsak yarın çok geç olacak. Güzel İzmir’imizin tarihi, kültürel, doğal bütün değerleri gözümüzün önünde bir bir yok olup gidecektir. İzmir’e dayatılan bu rant ve talan politikalarına hukuki, siyasi tüm yolları kullanarak karşı çıkmamız gerekmektedir.

‘‘Bu karşı çıkışın daha koordineli ve örgütlü gerçekleştirilmesi doğrultusunda biz aşağıda isimleri bulunan kurumlar, ‘İZMİR’E SAHİP ÇIK PLATFORMU’nda bir araya gelme doğrultusundaki kararımızı kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Bu birlikteliğin genişleyerek güçleneceğine inanıyor; doğa, kültür ve tarih talanına karşı kentimizin geleceği için mücadele vermek isteyen tüm meslek örgütü, sendika, demokratik kitle örgütü ve yurttaşları platformumuza ve platform çalışmalarına dâhil olarak İzmir’e sahip çıkmaya davet ediyoruz.” dedi.

 

Toplantıda 1 Mart Perşembe günü bilirkişi heyeti tarafından yapılacak keşif öncesinde saat 11.00’deMavişehir Balıkçı Barınağı'nda buluşulacağı belirtildi.

 

Platform şu kurumlardan oluşuyor:

BAYRAKLI KENT KONSEYİ

İZMİR DÜŞÜNCE TOPLULUĞU

BORNOVA HALK FORUMU

İZMİR GAZETECİLER CEMİYETİ

BUCA KENT KONSEYİ

İZMİR KENT KONSEYİ

ÇEŞME KENT KONSEYİ

KARABAĞLAR KENT KONSEYİ

DİSK EGE BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ

KARABURUN KENT KONSEYİ

DOĞA DERNEĞİ

KARŞIYAKA KENT KONSEYİ

EGEÇEP

KESK İZMİR ŞUBELER PLATFORMU

EMEK PARTİSİ

KONAK KENT KONSEYİ

FLAMİNGOMA DOKUNMA

MENEMEN KENT KONSEYİ

FOÇA ÇEVRE PLATFORMU

NARLIDERE KENT KONSEYİ

FOÇA FORUMU

PERŞEMBE BİSİKLETÇİLERİ

FOÇA KENT KONSEYİ

PRAKSİS MÜZİK KOLEKTİFİ

GAZİEMİR KENT KONSEYİ

SEFERİHİSAR KENT KONSEYİ

GÜZELBAHÇE KENT KONSEYİ

SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ PARTİSİ

HALKEVLERİ

TEMA VAKFI İZMİR TEMSİLCİLİĞİ

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ EKOLOJİ KOMİSYONU

TMMOB İZMİR İL KOORDİNASYON KURULU

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ İZMİR KENT KOMİTESİ

HAZİRAN EKOLOJİ MECLİSİ

URLA ÇEVRE PLATFORMU

İMECE-DER

YENİ FOÇA FORUMU

İZÇEP

YEŞİL SOL PARTİ

 

 

 

İZBAN’DA ARTI PARA-YENİ TARİFE HALKIN ÇIKARINA DEĞİLDİR. GERİ ÇEKİLMELİDİR!

İZBAN’da 15 Şubat 2018 tarihinde yürürlüğe giren mesafeye göre tarife ücreti emekçilere hem ekonomik hem de yeni bir çile yükledi.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde 15 Aralık 2017 tarihinde alınan kararla İZBAN’da 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren yeni bir ücretlendirme tarifesine geçildi. Yeni tarifeyle 25 km. üzerindeki yolculuklarda gidilen her bir kilometre için standart ücrete ek ayrıca 7 kuruşluk bir ödeme alınıyor. İZBAN’a binerken ulaşım kartından en uzak mesafeye göre para çekilmektedir. En uzak mesafe ücreti yüklü olmayan kartlarla en yakın mesafeye gidecek yurttaşlar İZBAN’a binememekte ve kartta azami yol tarifesinin yüklü olması gerekmektedir. Halk, öğrenciler indikleri istasyonda geri yükleme para makinesine kartlarını okutmakta varsa alacağı geri yükleme sağlamaktadır. Birkaç gündür halk ve gençliği artı para yükleme makinesi önünde kuyruklarda çile çekmektedir. Kartlarını okutmayı unutan, kuyruklar nedeniyle ve başka sebeplerle kartlarını okutamayan emekçiler üzerinden haksız kazanç elde edilmektedir.

15 şubatta başlayan uygulama işçileri, emekçileri ve öğrencileri işyerlerine, hastahanelere, okullara ulaşımını zorlaştırdı ve pahalı duruma getirdi. Belediyeler kar üzerine kurulu kamu hizmeti yapmayı amaçlayamaz. Ekonomik krizin yoğunlaştığı günümüzde işçilerin ve emekçilerin bütçesine yeni bir zam eklemek kamu yararına değildir. Bu uygulamadan vazgeçilmelidir; geri çekilmelidir.

Kent içi ulaşım; belediyenin uygulamaları sonucu, İZBAN tarafından yapılmakta ve aktarma seferlere yönlendirilmektedir. Birçok hatta OTOBÜS seferleri iptal edilmiştir. Kent ulaşımında ağırlıklı olarak İZBAN kullanılmaktadır. İZBAN seferlerinin özellikle sabah ve akşam saatlerindeki yetersizliği ve ulaşım yükünün yoğunlaşması nedeniyle İzban vagonlarında izdihdam yaşanmakta ve halka çile çektirilmektedir

Kentimizdeki ulaşım sorunları esas itibariyle işçilerin, emekçilerin ve öğrencilerin sorunudur. İZBAN’da yeni ücretlendirme tarifesi işçilerin ve emekçilerin belini bükmüştür. Burjuvazinin ulaşım sorunu diye bir sorunu yoktur, bunun yanı sıra konut, beslenme gibi sorunu da yoktur. Bu sorunlar tekelci kapitalist düzende burjuvazinin sömürüsünden kaynaklanan sorunlardır. İşçilerin emekçilerin sorunudur.

Yerel yönetimlerin ulaşım hizmetlerinden kar elde etmesi düşünülemez. Yerel yönetimler ulaşım hizmetini diğer gelirlerinden sübvanse etmelidir. Kentlerde ulaşım hizmetleri yerel yönetimlerin kamusal bir görevidir. Kentte yaşayan tüm yurttaşların toplu taşıma hizmetlerinden yararlanması en ucuza olmalı ve esas olarak kamu taşımacılığı ücretsiz olmalıdır.

Özellikle kent içi ulaşımda özellikle raylı sitemde mesafeye göre ücretlendirme ve binişte en uzun mesafe ücreti alınması ve inişte geri yükleme makinesi önünde kuyruklarda bekleme ve zaman kaybı sosyal belediyecilik anlayışıyla bağdaşmayan bir yaklaşımdır. Halkın çıkarı, bu uygulamadan vazgeçilmesidir. Uygulama geri çekilmelidir.

 

 

Sayın basın emekçileri;

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden işten atılan 280’e yakın işçinin içlerinden biri Mahir Kılıç 92 gündür (12.02.2018 tarihi itibariyle)  açlık grevinde. İşten atılan 8-10 işçi arkadaşıyla birlikte Konakta belediyenin önünde direnişlerini sürdürüyorlar. Konuya ilgili düşüncelerimizi ve Mahir Kılıçla yaptığımız röportajı sizlere de haber niteliğinde olduğu için sunuyoruz.

Çalışma hakkı, insanca yaşama hakkının ön koşuludur; çalışmak, sosyal güvence hakkının, sosyal güvence hakkı da sağlık hakkının zemin taşıdır.

İşçi ve emekçilerin çalışma hakkından edilmesi insanca yaşama, sağlık, beslenme,  varsa çocuklarının da sağlık ve eğitim haklarından yoksun bırakılmasıdır, kabul edilemez.

İşçi ve emekçilerin yaşam ve iş güvencesinin,  haklarının korunması, güvenceye alınması örgütlenmeleri, sendikalaşmaları ile mümkündür.

Sendikal örgütlenme ve mücadele tek düze bir hat izlemez. Ülkemizin sendika tarihi açısından bakıldığında şanlı direnişler kadar, uzlaşmalar, işverenlerle anlaşmalar, ihanetleri görmek te mümkündür.

Dolayısıyla iş, ekmek, özgürlük mücadelesi zor ve uzun uğraşlı yol yürünmesini, bedeller ödenmesini de  gerektirir ne yazık ki..

Sorunların çözümü için gerek işverene karşı örgütlenme gerekse de sendikal mücadelede izlenecek  hat, işçilerin, emekçilerin sorun ve talepleri etrafında bir araya gelmelerini, özgür ve demokratik yöntemlerle tartışmalarını; gereğinde eleştiri;  yanlış yaptıklarında samimi biçimde öz eleştiri araçları kullanarak birbirlerine güven ve yol arkadaşlıklarını,  birlikteliklerini güçlendirmelerini  zorunlu kılar. Eleştiri, öz eleştiri sendika içinde yönetimin iktidar olmasını engeller, yönetim-taban ilişkisini güçlendirir; işçinin inisiyatifini geliştirir, ufkunu, sorunlara ve çözümlere bakış açısını zenginleştirir.

Açlık grevleri mücadele aracı olarak tercih edilecek en son yoldur; işçinin iş gücü yaşamın teminatı; sağlığı da işgücünün ana kaynağıdır. Açlık grevleri aynı sorunu yaşamakta olan işçi-emekçiler açısından birleştiren, kitleselleşme yaratan bir mücadele hattı değildir.

Genel olarak fabrikalardan ve işyerlerinden atılan İşçiler ve emekçiler, hep birlikte; çalışan işçi ve emekçilerle birlikte, işyeri birimlerinde direnişleri yayarak işten çıkarmalara ve saldırılara kitlesel etkili bir mücadele örgütlemeyi esas alırlarsa kazanabilirler. Kuşkusuz bu konuda da sendikal örgütlülüğe önemli görevler düşmektedir. Sınıf sendikacılığı; işçilerin işten atılmalarına karşı iş durdurma eylemleri dahil sorunun çözümü için her türlü meşru ve haklı eylem biçimlerine yönelmelerinin dersleriyle doludur.

Ancak bazen çaresizlik, sendikaların ve toplumsal muhalefetin ilgisizliği, örgütsüzlük vb nedenler atılan işçileri emekçileri açlık grevi eylemlerine yönelmelerine yol açmakta ve çıkış yolu aramalarına neden olmaktadır.

Aşağıdaki röportajı, İzmir Büyükşehir Belediyesinden tazminatsız işten çıkarılan bir işçinin, ailesinin, arkadaşlarının çığlığının duyulması; bulunması çok ta zor olmayan bir çözüm yolunu açmakta kolaylaştırıcı olması dilek ve umuduyla sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Günseli Kaya

(İmece-Der Başkanı)

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN ATILAN İŞÇİLERDEN OLAN MAHİR KILIÇ İLE YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞME:

AÇLIK GREVİNİN KAÇINCI GÜNÜNDESİNİZ?  AÇLIK GREVİNİ NEDEN YAPIYORSUNUZ?

Bugün 89 yarın tam 3 ay olacak açlık grevindeyim. Yaklaşık 3 aydır İzmir Büyükşehir Belediyesi önününde bank üzerinde işçi arkadaşlarımla birlikte oturuyorum. Açlık grevini devam ettiriyorum. Açlık grevini yapma nedenim İzmir Büyükşehir Belediyesi beni yaklaşık 4 ay önce tazminatsız işten attı. Attığı madde gereğince mahkemem bitmeden iş bulamıyorum. İşsizlik maaşı alamıyorum. Hakkım olan kıdem ve ihbar tazminatımı vermedi. Beni ve ailemi açlığa mahkum etti. Açlık ile beni terbiye etmeye çalışıyorlar. Bende aç kalacaksam açlık grevi yapar işimi ve emeğimin karşılığını isterim diyerek açlık grevi yapma karan aldım. Çünkü bir ailem var. Eşim hamile,9 yaşında bir kızım var. Evim kira ve hiçbir gelirim yok. Açlık tan öleceksem hakkımı arayarak ölmeyi tercih ederim. Onurum ve ekmeğim için açlık grevi yapıyorum.

KENDİNİZi TANITIRMISINIZ?

İsmim Mahir KILIÇ İzmir doğumluyum. Aslen Dersim’liyim, lise mezunuyum. 9 yıldır da İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çöp biriminde çalışmaktaydım. Katı atık tesisinde. Dediğim gibi evliyim bir kızım var 9 yaşında, eşim hamile kızım yaren e bir erkek kardeş geliyor. İsmini yoldaş koyduk şimdiden. Eşim çalışmıyor ev hanımı. Evimiz yok. Kira da oturuyoruz. Çalıştığım süre de evin bütün ihtiyaçlarım ben karşılıyordum. Kızım ilkokula gidiyor. Onun ihtiyaçlarını karşılayabiliyordum. Ancak tazminatsız atıldığım için, işsizlik maaşı alamıyorum. Şu an tüm ihtiyaçlarımı dostlarım ve birlikte işten atılan direnişte olduğum işçi arkadaşlarımın desteği ile karşılamaya çalışıyorum. Sonuçta onlar da işsizlik maaşı alıyorlar ve yetire bildiğimiz kadar dayanışma ile ve paylaşarak ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyoruz.

BELEDİYE DE NE İŞ YAPIYORDUNUZ?

Ben katı atık biriminde yani çöp biriminde çalışıyordum. İlk başta fen işleri birimin de boyacı olarak çalışıyordum. Ancak sonra kendi isteğim ile bu katı atık birimine gittim.

NEDEN İŞTEN ÇIKARILDINIZ KAÇ İŞÇİ ÇIKARILDI ?

İşten çıkartmalar CHP’nin ADELET yürüyüşünü başlattığı haziran ayın da başladı. Bu işten atılan işçiler daha önceki yıllarda kadro ve alacak davası açmışlardı. Bu davalar işçiler lehine sonuçlanmaya başlayınca belediye guruplar halinde işten çıkarmalara başladı. Bugüne kadar bildiğim 258 işçi çıkarıldı bunların yaklaşık 240 tanesi bu davaları açan işçilerdi. Haziran ayı boyunca 20, 30, 10, 2, 1, 3. guruplar halinde işten çıkarmalar oldu. Ben o zamanlar dava açmamıştım. Ben en son dava açan işçilerdenim. İşçiler işten atıldı ben onların basın açıklamalarına katılıp destek verdim. Ve bu süreçte dava açma kararı aldım. Benimle ilgili işten çıkarma süreci de tam bundan sonra başladı. Önce senelik izin de olduğum bir dönemde birimimi değiştirip beni sebze haline sürdüler. Orda işe başlarken oraya bakan Daire başkanı beni arayıp bak işten atılacaksın davanı geri çek dedi. Ben de yasal hakkım olduğunu, çekmeyeceğimi söyledim. Sonrasında arka arkaya 5 tutanak tutup disipline sevk ettiler ve beni tazminatsız işten altılar. İşten çıkarmak için kılıf yaratmak istediler.  Örnekleyeyim. Motorlu süpürge aracı var onu sürmek için eğitim, ehliyet ve vasıf gereklidir. Amir bana bunun ile temizlik yapmamı söyledi. Bende süremeyeceğimi, yetkim ve vasfım olmadığını söyledim. Verilen işi yapmıyor diye tutanak tuttular. Sonra izinsiz iki gün işe gelmediğim için tutanak tutuldu ve çıkışıma gerekçe gösterilen bir madde de budur. 2017 yılının eylül ayının 12, 13 diye hatırlıyorum. Duyarlı bir işçi olarak Nuriye ve Semih in ANKARA’ da mahkemesi vardır. Tarihlere bakarsanız o gün olduğunu görürsünüz. İzin istedim mahkemeye gideceğimi söyledim. Bana yazılı vermeye gerek yok git gel, geldiğini bildir yeter dedi oradaki amir. Gittim döndüm çalışmaya başladım. Bundan 19 gün soma bana tutanak tutuldu izinsiz işe gelmedi diye. Oysa buna şahit işçiler ve kamera var. Tüm bu diyalog kamera önünde yaşandı. Çalışma alanını terk etmekten tutanak tutuldu. Sebze hali büyük duvarlar ile çevrili bir yerdir. Her yanı kameralar ile 24 saat izlenir. Benim görev alanım tüm bu alan içinde temizlik yapmaktır. Bu alanın dışına çıkmadım ancak alan büyük başka bir tarafta temizlik yapıyordum. Görev yerini terk etmekten tutanak tuttular. Sonra saat 17.00 de mesaimiz bitiyor. Mesaim bitti elbisemi değiştim çıktım servisi beklemeye. Servis 17.30 da geleli geç kaldı. Geldiğinde içinde koliler, kasalar vardı. İzmir bunu boşalt dedi. Bende mesaim bitti, elbisemi değiştim, görevim de değil dedim. İzmir bana ismim ile hitap edemezsin dedi ben de, mesaim bitti sana başka bir şey demek zorunda da değilim dedim. Bunun için de verilen görevi yapmama, amire hakaret, üzerine yürüme gibi uydurmalar ile tutanak tutup disipline gönderdiler ve çıkışıma zemin yarattılar. Yani ben ne yapsaydım o tutunaklar tutulacak ve disiplin yoluyla işten atılacaktım. Çünkü disiplin yolunu izlemeden attıkları işçiler mahkemelerde de belediyeyi zor durumda bırakıyordu. En son atılan benim ve buna böyle bir kılıf uydurdular. İddiam budur. O alan da 24 saat kayıt yapan kameralar var. Bu iddialarını ispatlasınlar. Noter yolu ile tüm haklarımı mahkemeler dahil istemeyeceğim. Benimle birlikte  bulunan arkadaşlarım da aynısını yapacak. Tüm haklarımızdan vazgeçeceğiz. İspatlayamazlar çünkü bunların hepsi uydurma birer kılıf yaratmaktan başka bir şey değildi. Bize desteğe gelen çok işçi arkadaşımız vardı ancak çalışanları işveren tehdit etti ve arkadaşlar bunu bize ifade ettiler. Bu nedenler ile çok gelemiyorlar yanımıza. Ancak biliyoruz ki gönülleri bizimle beraber. İşten atılan insanlar ise birçok kez gelip gittiler yanımıza ama geçim dertleri, borçları gibi nedenler ile sürekli alan da olamıyorlar. Bedel ödemeyi göze almış içiler olarak 8-1O işçi bu direnişi sürdürüyoruz.

İŞ YERİNİZDE HANGİ SENDİKA ÖRGÜTLÜ VE SENDİKAL BİR GÖREVİNİZ OLDU MU?

Ben katı atık birimin de yaklaşık 4 yıl iş yeri baş temsilciliği yaptım. DİSK Genel- İş 2 No’lu Şube üyesiyim ve şubede temsilcilik yaptım. Temsilcilik yaptığım yıllar boyunca işçi haklan ve sorunları için işveren vekilleri ile çok sık karşı karşıya geldim. Çok tartışmalarım oldu. Ve bu nedenle tutanaklar disipline göndermeler oldu. Örnek vereyim. Çöpte çalışan 7 işçiye 3 günlük sakal için tutanak tutuldu. İçlerinde ben de varım. Ama bu nedenle disipline gönderilip 3 yevmiye cezası sadece bana verildi. Oysa sendika ve belediye arasındaki sözleşmede ceza cetvelin de sakal için kimseye 3 yevmiye cezası verilir diye bir karar yok. Çöp taşıyan büyük tırlar vardır. Onların kasası yırtılmış yollara çöp dökülüyor. Vekaleten bakan amir var. Sorumluluk almıyor. Biz işçiler de bunu birçok kez bildirdik. Trafik te zarara yol açar diye. Yapılmayınca daire başkanına resimleyip gönderdim. Teşekkür etti ve ilgileneceğini söyledi. Bu kez oradaki müdür beni nasıl asarsın deyip disipline gönderdi ve 3 yevmiye ceza aldım. Ha bu arada bu disiplin kuruluna giren birde sendikadan görevli var. Bu cezaları alırken onlar da bu kurulda idi.

Müdür ve şef bir kadının üzerine yürüdüler ve dövmek istediler. Ben insan olarak buna müsaade edemezdim. Onları bulundukları odaya gitmelerini sağladım ve hadi beni dövün dedim. Meydan okuduğum doğrudur. Adam olmadıklarını söylediğim doğrudur. Bunun için beni disipline gönderdiler yine ceza aldım.  Ama o kadın bugün belediyede çalışıyor ve sen istersen ben gelip olanları anlatırım, senin neyi niye yaptığına şahitlik ederim diyor. Bunun onuru bana yeter. İstedikleri cezayı verebilirler. Yine olsa yine yaparım.

SENDİKA İŞTEN ATILDIĞINIZDA DESTEK OLDU MU? SİZİN BEKLENTİNİZ NEYDİ?

İşten çıkarmalar benden aylar önce başladığı için sendikanın bir basın açıklaması dışında hiç bir şey yapmadığını görmüştüm zaten. Ben işten atıldığımda da bir destekleri olmadı 2 No’lu Şube bu konuda hiçbir şey yapmadı. Ben Genel İş Örgütlenme Daire Başkanı ile görüştüm sorunu bildirdim, yardım da istedim ancak uzak durdular. Benim için en onur kırıcı olanı ise kendi şubemin, işverenin tuttuğu tutanakları alıp basının önüne geçip "bakın bu adam çok disiplinsiz, çalışmayan, amirine saldıran, işe gelmeyen bir adamdır" demesiydi. Ben berbat bir işçi de olabilirim, uslanmaz, laf anlamaz bir adam da olabilirim. Ama sendikacılık tarihin de işveren belgeleri ile basına demeç veren sendikacı yoktur. Böyle bir sendikacılık kabul edilemez. Benim beklentim şuydu sendikamdan atılan tüm bu işçilerin arkasın da durması, işçinin iş güvencesinin bir patronun iki dudağı, arasın da olmadığını göstermesiydi. Ancak bunlar olmadı. Ben 3 aydır belediye önün de kışı geçirdim. Bir gün olsun gelip sormadılar; ne içersin neyle geçinirsin, ne istiyorsun demediler.  Bunlar en azından insani şeylerdir. Biz sendikaya düşman işçiler değiliz. Eleştirilerimiz vardır. Ama bunlar sınıfın çıkarınadır. Koltuklarında gözüm yok. En iyi onlar biliyorlar. Benim temsilciliğimi almak için disipline verdiler. Ben kendim baş temsilcilikten istifa ettim. Benim derdim emekçilerin çıkarlarıdır. Her şeyi doğru yaptım diyemem. Fevri, hatalı çıkışlarım ,söylemlerim de olmuştur. Ama bunlar düşman olmalarını gerektirecek şeyler değildir. Bu gün hala bunun bir işçi direnişi olduğunu, işçilerin iş güvenliği için önemli olduğunu kavramış değiller. Uzak duruyorlar.

CHP İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDE İKTİDARDA. CHP İL YÖNETİMİ VE BAŞKANLIĞI KONUYLA İLGİLENDİ Mİ? SİZİ DİNLEDİLER  Mİ?

CHP hak, hukuk adalet için yürüyüş yaptığı gün işçiler işten çıkarılmaya başladı. O günden bu yana işçi arkadaşlar 2 kez  ANKARA’DA CHP  gurubuna katıldılar, tüm İZMİR milletvekilleri ve yetkililer ile görüştüler.  Sorunları en ayrıntılı biçim de aktardılar. En on Kemal KILIÇDAROĞLU ile de görüştüler ve sorunu aktardılar. Ancak bu güne kadar hiçbir olumlu geri dönüm alamadık. Milletvekilleri  bir, AZİZ KOCAOĞLU’na söz geçiremiyoruz diyorlar. Siz haklısınız, bu olanlar doğru değil diyorlar. Sonrasında ama deyip duruyorlar. Şu an CHP’ li yetkililer içinde bu durumu bilmeyen kimse yok. Defalarca, defalarca bildirildi. . Ancak görüyoruz ki hak, hukuk, adalet diyenler konu emekçiler olunca söyledikleri ile yaptıkları aynı olmuyor. Sorun direk kendileri ile ilgilidir ve çözüm mercii de kendileridir.

SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN NE YAPILIRSA ÇÖZÜM KOLAYLAŞIR?

Bu konu da talebimiz çok basit. Ben çöpteki işime dönmek istiyorum. Arkadaşlarım işine dönmek istiyor. Bir haksızlık ve adaletsizlik var. Bunu ortadan kaldırmak onların görevidir. Bizi dinlemeleri çözüm için çaba göstermeleri sorunu çözecektir. Teşekkür ederim..

 

 

 

Siyasi iktidardan, TTB merkez Konseyi Yöneticilerinin serbest bırakılmasını ve sindirme, gözdağı verme, ötekileştirme kampanyasına son vermelerini talep ediyoruz. Siyasi iktidar, temel hak ve özgürlükler alanındaki yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmelidir; kişilerin ve kurumların düşünce ve ifade etme, gösteri yapma, savaşa karşı barışı savunma vb. hakları yasaklanamaz

 

 

Savaş bir halk sağlığı sorunudur!

24.01.2018

Biz hekimler uyarıyoruz:

Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur.

Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir.

Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.

Savaşa hayır, barış hemen şimdi!

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

 

 

 

Ortadoğu ve Suriye’de savaşa karşı barış

Siyasi iktidarın iç politikası ile dış politikası birbirine bağlıdır. Dış politika iç politikanın aynasıdır. Siyasi iktidar iç politikaları OHAL’e dayanarak oluşturdu, parlamento işlevsiz kılındı, ülke kararnameler ile yönetilir duruma getirildi.

Temel hak ve özgürlükler, kadrolu çalışma, iş güvencesi, bağımsız yargı, yargı güvencesi, ceza evleri, vb. iktidarın her gün güncelleştirme politikalarıyla yeni biçimler almakta. İç politikanın yansıması olarak bölge ülkeleriyle kaos ve savaş politikası izlenmekte.

AKP’nin dış politikaları on beş yıllık süreçte içeride islami politikalarla iç içe uygulandı. Din, devlet politikalarını belirleyici oldu. Toplumsal yaşamın her alanında, devlet örgütlenmesi kurumları ve kadro atamalarıyla birlikte dönüştürülürken, komşu ülkelerle de savaş politikası izlendi.

İktidar, Irakta izlediği yanlış politikaları Suriye’de sürdürdü. Ortadoğu’da ABD emperyalizminin savaş politikaları karşısında bu savaşın parçası olacak politikalar uyguladı; Emperyalistlerin savaş ve yağma politikası zaten Ortadoğu’yu bir savaş cenderesine çevirmiş, kimin eli kimin cebinde belli olmayan kaotik bir savaş ortamı  yaratmıştı. Uyguladıkları politikalarla Türkiye’yi Orta Doğu’daki örtülü savaşın bileşeni durumuna getirdiler. AKP'nin Suriye’ye yönelik örtülü savaş politikaları,beslediği silahlı örgütlerle birlikte savaşı tırmandırdı; kaosun ve savaşın tarafı durumuna geldi.

Siyasi iktidar gerici siyasi partilerle ittifakına yasal düzenleme de getiriyor. Afrin operasyonu ile aslolarak iç siyaseti belirleme ve yükseltilen milliyeçi-şöven iklimde  2019 seçimlerinde isteklerini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Afrin operasyonu Türkiye’de halkın yararına değildir; başka bir ülkenin topraklarına izinsiz girmek, gelecekte vahim sonuçlara yol açacaktır.

İç politikaları ve siyaseti düzenleme; seçim yasası, seçim ittifakları, siyasi partiler yasası, iç güvenlik yasaları vb. dizayn etme operasyonu; yanı sıra ÖSO ve İdlib deki cihatçılara fiilen sahip çıkarak güçlendirmek, Ortadoğu coğrafyasında yeni sorunlar da yaratacaktır.

ABD’nin ‘‘Büyük Ortadoğu Projesi’’nin eş başkanı olanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika politikalarıyla ABD’nin halklara uyguladığı zulüm ve zalimliğe destek oldular, yeri geldi işgal politikalarına çanak tuttular. Suriye’de tekelci kapitalizmin savaş politikalarının parçası haline geldiler, Esad’ı yıkma adına Suriye’nin iç işlerine karışarak Esad karşıtı muhalif cihatçı silahlı örgütlere destek vererek; parçalanmış ve paylaşılmış bir Suriye yaratma politikasında ABD ile birlikte yürüdüler.

Emperyal güçler Suriye’de yayılmak ve kaynaklarını paylaşmak için kıyasıya çatışmaktadır. Suriye’de Rusya ve ABD arasındaki çatışma ve paylaşım kavgasında bölgede yaşayan kürtlerin ve silahlı örgütlerinin ABD tarafından silahlandırılması üzerinden politika belirlemek, bölgede yaşayan halklara yönelik savaş politikaları ile bataklığa girmek, çıkamamayı da içerir. Dün Suriye halkının ‘özgürlüğü üzerine’ söylev verenler, savaş politikaları ile  bölgemizde halklar arasında kırılma ve güvensizlik yaratmıştır.

Darbe ve OHAL in iki yıla yayılması ve uygulamaları, meclisin askıya alınması, her alandaki iktidar politikaları ülkemizi emperyalizmin operasyon sahası haline getirdi. Doğru politika yakın komşularımızla barış içerisinde bir arada yaşama politikasını savunmak ve komşu ülkelerin ve halkların iç işlerine karışmamaktır. Bunun için Suriye deki cihatçı örgütlerden, örtülü ilişkilerden ve savaş politikalardan uzak durulmalıdır. Sınır güvenliğinin sağlanması adına ya da farklı gerekçelerle cihatcı örgütlerle işbirliği yapılmamalı; taşeron örgüt olarak yararlanılmamalıdır. Suriye topraklarında yaşayan Kürt, Arap, Türkmen halklarıyla barış politikası izlenmeli, savaş politikalarından vazgeçilmeli; halkların kendilerini yönetme ve yazgılarını belirleme hakları tanınmalıdır. Tüm bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü, güvenliği tüm yabancı askeri gücün o topraklardan çekilmesi, tehdit olmaktan çıkmasıyla mümkündür.

Tarih uzun süreli, sancılı, acılı da olsa, dünya halklarının ve ezilen ulusların emperyalist sömürgeci ve yeni sömürgeci yabancı boyunduruğundan kurtulmak için verdikler mücadelelerin tanığıdır.

Bölgede yaşayan halklar ABD, Rusya ve diğer emperyalist güçlerin izlediği politikalara karşı çıkmalıdır. Kürt, Arap, Türkmen ve diğer halklar yeni boyunduruklara ve insan ve doğal kaynaklarının, zenginliklerinin, alınterlerinin ve canlarının hiçe sayılmasına, yağmalanmasına izin vermemeli, emperyalizmin sadece kendi çıkarları için taktiksel manevralara girdiğini ve politikalar izlediğini görmelidir. Ortadoğu halkları esas düşmanlarının emperyalizm ve yerli gericilikler olduğunu ve bunlara karşı birleşmeleri, mücadele etmelerinin tek çıkar yol olduğunu anlamalıdır.

 

Suriye halklarının kendi geleceğine hiçbir emperyal güç ve ülke müdahale etmemelidir. Her müdahale yeni sorunlara ve çözümsüz yeni savaşlara halkların zenginliklerinin ve insan gücünün yitimine ve halklar arasında kin ve düşmanlıklara yol açar. Umut halkların eşitliği, özgürlüğü ve barıştır.

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 > 39

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 19 konuk çevrimiçi