Skip to content
Hoşgeldiniz

 

Sevgili İzmirliler,

Ekonomik krizin derinleştiği işyerlerinin, fabrikaların kapandığı , milyonlarca emekçinin, binlerce öğretmenin, akademisyenin, her meslekten kişinin Ohal kararnameleriyle işsiz bırakıldığı koşullarda ülkemiz yerel yönetim seçimlerine gidiyor. Yerel seçimlerle ilgili siyasi partiler ittifaklar kuruyor adaylarını açıklıyor. Seçimlerde her birinin “benim partim, benim adayım daha iyi” açıklamalarını dinliyoruz.

TV’lerin, aday toplantılarının, iktidar medyasının propaganda bombardımanına maruz kaldığımız bu koşullarda tarihin bize öğrettiklerini akıl süzgecimizden geçirmemiz önem taşıyor.

AKP’nin ülkemize getirdiği tek adam-devlet partisi uygulamasını nasıl değiştireceğiz, hangi adayları desteklemeliyiz? Irkçı, ayrımcı, ötekileştirici, sermayenin adaylarına mı oy vereceğiz?  Nasıl bir kent, nasıl bir yerel yönetim istiyoruz?

Tekelci kapitalist düzeni  savunan  partilerden, siyasetçilerden yana mı tutum alacağız yoksa emekçilerin, işçilerin yani bizlerin, halkın çıkarlarını savunan partiler ve siyasetçilerin yanında mı yer alacağız?

Yerel seçimlerin düğüm noktası, emekçi sınıfların çıkarını ve yüz elli yıllık demokrasi ve özgürlük mücadelesinin kazanımlarını savunacak adayların desteklenmesidir.  Kuşkusuz sermayenin ve faşizmin adaylarını değil emeği, demokrasiyi savunan adayları desteklemeliyiz.

AKP’nin 16 yıllık iktidarı döneminde sömürü ve rant politikaları, kentlerde ve yaşam alanlarında tüm canlıların varlıklarına uygun doğal, sürdürülebilir yaşam koşullarını  daraltmış ve kötüleştirmiştir..

Bugün içinde yaşadığımız kentlerin mekansal ve çevresel bağlamda, niteliksiz yapılaşmasının, sağlıksız büyümesinin ardında piyasa güçlerini kent politikalarının belirlenmesinde tek hakim güç olarak gören siyasal yaklaşımlar yatmaktadır.

Kente yönelik politika ve uygulamalarda, insan hakları, kentli hakları, kent insanları arasında kardeşlik-barış iklimi, birlikte yaşama, engelli, hasta, çocuk ve kadına duyarlı planlama, yerellerde hizmetlere eşit erişim, insan ve çevre sağlığı gibi kriterler temel referanslar olmalıdır.

Kentlerin sahibi o kentte yaşayan halktır ve yerel yöneticilerin demokratik biçimde seçilmesi ve başarısızlıkları durumunda geri alınması esas olmalıdır. Seçimler gibi, kente dair kararlar da kentlilerin katılımcısı olduğu demokratik süreçler, mekanizmalar  işletilerek alınmalıdır.

Fiziksel, doğal, tarihi ve kültürel değerleri korumak ve geliştirmek, koruma ve kullanma dengesini sağlamak, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturmak  merkezi yönetimin olduğu kadar yerel yönetimlerin de görevidir.

Kentimiz İzmir’in yapılan araştırmalarda beş bin yıl öncesine kadar uzanan bir tarihi vardır. Yıllarca süren çalışmalarla ortaya çıkan tarihi mirasına sahip çıkan bir yerel yönetim anlayışı,  kentin tüm kültür ve doğal varlıklarını geleceğe taşıyabilir.

Kent yönetimine talip olan başkan adayları ve meclis üyelerinin kentin sorunlarının çözümü konusunda önerilerde bulunması bir program ortaya koyması kuşkusuz önemli, ancak yeterli değildir. Sermayeye karşı emekçi halkın çıkarlarını savunan  yerel yönetim adayları, tekellerin, uluslar arası ya da yerli sermaye gruplarının değil halkın taleplerini, çıkarlarını savundukları ölçüde halkın desteğini ve sevgisini kazanabilirler. Sermaye partilerinin adaylarından ayıran başlıca farklılık da ekonomik, sosyal ve siyasi demokrasi taleplerini savunması, buna uygun politikaları geliştirerek uygulamasıdır.

İzmir kentinin özellikle son yıllarda almış olduğu yoğun göç ile hızlı artan nüfusu düşünüldüğünde kentin  kamu yararından uzak sermaye odaklı planlanması İzmir‘in gelecekte; hava kalitesi daha da kötü, yaşam standartları düşük, yeşil alanları  olmayan, ranta odaklı yapılaşma  ve ulaşım sorunlarıyla  İstanbul’un kaderini yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Ne yazıktır ki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP li A.Kocaoğlu, AKP iktidarının rantçı politikalarını destekler duruma gelmiş, meslek odalarının karşı çıktığı  ranta açık, doğal yaşamı tehdit eden politikalarına onay vermiştir. Kent ve doğal yaşam alanlarında uzman meslek odalarının tüm uyarılarına karşın halkın çıkarlarına, doğal yaşam dengesine aykırı politikaları yaşama geçirmeyi gündemine almıştır. AKP’nin ‘Körfez Tüp geçiş Projesi’ni destekleyen ve savunan Kocaoğlu ve benzeri anlayıştaki sermayenin rant politikalarını destekleyen belediye başkanlarına İzmir’in ihtiyacı yoktur.

‘‘( Körfez Tüp Geçiş Projesi, henüz yapım aşamasında olan İstanbul Otoyolu ile Çiğli’de sulak alanların ve Kuş Cennetinin olduğu bölgeden güneyde doğal sit statüsü değiştirilen İnciraltı ve Çeşme yarımadasını birbirine bağlayacaktır.) Bu proje Gediz deltasınıdaki kuş türlerinin yoğun bulunduğu bölgede sulak alanların tasfiyesi ile kuş, bitki, memeli hayvan, çeşitli kelebek türleri yok edilerek, ekolojik dengeleri tahrip edecek, betonlaşmaya yol açacak ve plan değişiklikleri ile yüksek rant artışlarının önünü açarak kıyıları betona teslim eden bir kentin yolunu açacaktır.’’(1) İzmir’in tarihi, kültürel ve doğal değerleri-zenginlikleri rant için tasfiye edilmiş olacaktır. İzmir’in İstanbul olmasını istemiyorsak bu ‘‘ihanet’’ projelerine karşı durmak İzmir’i yönetecek başkanların öncelikli görevidir.

Bayraklı bölgesini çok katlı beton bloklara , İnciraltı’nı  AVM projelerine açan Kocaoğlu gibi bir başkan  istemiyoruz. Kentte yaşayanların değil sermayenin çıkarlarına, rant ekonomisine peşkeş çekilen anlayışlara halkla birlikte karşı duracak ve direnecek bir yerel yönetim anlayış ve uygulayıcılarının yönetime gelmesi önem taşımaktadır

Egemen iradenin, siyasi iktidarın kürt sorunundaki şiddet yanlısı ırkçı, ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı, yandaşlarını kayırmacı politikalarına karşı, Kocaoğlu  kent düzeyinde eşitlikçi, özgürlükçü, yerel hizmetlerin  gerçekleşmesinde yoksul-dar gelirli yerleşimlere öncelikli, barışçıl ve demokratik projeler üretememiştir. Kardeşlik, birlikte yaşam ancak bu anlayış ve uygulamayla mümkün olacaktır.

Yönetime aday olanlar, alevilerin, farklı din, mezhep ve kültürlerin inanç özgürlüğünü ayrımsız savunmalıdır. İbadet mekanlarını restorasyonu desteklenmeli, güvenlikli kılınmalıdır ; devletin din, dinin devlet işlerinden tamamen bağımsız olması ve elini çekmesini kentsel düzlemde yaşama geçirmeli, laik uygulamaların kararlı savunucusu olunmalıdır.

Yönetmeye aday olanlar, sendikalaşmayı, sendika seçme özgürlüğünü, taşeron uygulamasına karşı kadrolu-güvenceli çalışma hakkını esas alan anlayış ve uygulamaların savunucusu olmalıdır. Belediye emekçilerinin kadrolu, güvenceli istihdamını esas almalı, liyâkattan taviz verilmemeli, sendikaları tahakküm altına almaya çalışmadan, eşit ilişki kurabilmelidir. Sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin İzmir’de yerel demokrasinin gelişiminin bir parçası olduğu bilinmelidir. Kocaoğlu döneminde kadrolu olabilmek için hukuk yoluna başvuran ve işinden atılan tüm işçilerin yeniden iş başı yapmalarını sağlayacak bir yerel yönetim istiyoruz.

696 Sayılı kanun Hükmün’de kararnameyle  belediyelerde çalışan şirket işçileri, süresiz işçi statüsüne geçirildi. Bu işçiler için  2020 yılına kadar toplu iş sözleşmesi yapılmayacak, kadrolu işçi gibi 4 ikramiye verilmeyecek ve bu işçiler sosyal ve ekonomik haklardan yararlanamayacaklar. Bu işçilere sadece düşük bir zam öngörülmektedir. Bu kararname eşitlik ilkesine aykırıdır. Kadroya geçirilme adı altında işçilerin ekonomik ve sosyal hakları gasbedilmiştir. Yerel yönetim adayları bu kararmaneye karşı çıkmalı ve işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunulmalıdır.

Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) nin sendika, sendika olmayan iş kollarında işçi temsilcileriyle yapılmasını savunumalı; grev hakkının önündeki engelleri kent bazında yok saymalıdır. Kıdem tazminatı hakkını güvenceye almalı; kiralık işçilik uygulamalarına karşı çıkmalıdır.

Çalışanlar arasında cinsiyet eşitliğini savunmalı; özellikle kariyer, kadro yükseltmede pozitif ayrımcı, ücret politikasında mutlak eşitlikçi olmalıdır.

Kentimizde kadın hak ve özgürlüklerine uygun koşulları oluşturmayı; kentin gecesi-gündüzüyle, toplu taşım araçlarıyla, sokaklarıyla güvenli kılıcı politikaları geliştirmelidir.

Gençliğin bilimsel-özerk-demokratik-parasız eğitim-öğretim hakkında her gün daha fazla artan eşitsizliğe karşı politikalar geliştirilmeli; barınma, ulaşım, beslenme konularında ücretsiz olanaklar yaratılmalı; ücretsiz öğle yemeği sağlanmalıdır.

Küçük üreticilere ve köylülere düşük oranlı kredi tahsisi, kooperatifleşme olanaklarını sağlamalı; Kooperatifleşmenin yaygınlaştırılması için üreticilere yardım ve destek politikaları (destekleme alımları) geliştirilmelidir. El emeği üretimi yapan kadınlara yerel pazarlarda ücretsiz  alanlar sağlamalıdır.

Tarım ve hayvancılığa yapılacak ekonomik destekleri yerel bütçe kaynaklarından yapmalı ve halka aracısız, ucuz beslenme olanaklarını sağlamalıdır.

Tarım emekçilerine yönelik bir ekonomik ve sosyal güvence ağı geliştirilmesini savunmalı; kırsal kesimde kadınlara yönelik özel bir sosyal güvenlik sistemini bu döngü içerisinde  projelendirilmesini savunarak uygulamasını gerçekleştirecek bir alan açmalıdır.

Tarım alanları, sulak alanlar, su kaynaklarının özelleştirmelere açılmasını, sermayeye bırakılmasına kararlılıkla karşı çıkmalıdır. Bu temelde HES, RES, Termik santrallerin yerlerini meslek örgütleri, uzmanlar ve yöre halkı ile belirlemeyi savunmalıdır.

Kentimiz yeşil alanlardan yoksun durumdadır. Kentin yeşil alanları artırılmalıdır. Hava kirliliği, araç yoğunluğu ve diğer nedenlerle yoğunlaşmıştır. Koah, astım, solunum yolu hastalıkları yüksek orandadır. Kentimizdeki hava kirliğini ortadan kaldıracak politikalar geliştirmek zorundayız.

Gıda güvenliğini denetimleri sıklaştırarak sağlamalı, bünyesinde araştırma laboratuarları kurmayı projelendirmelidir.

Yerel yönetimlerin ulaşım hizmetlerinden kar elde etmesi düşünülemez. Yerel yönetimler ulaşım hizmetini diğer gelirlerinden sübvanse etmelidir. Kentlerde ulaşım hizmetleri yerel yönetimlerin kamusal bir görevidir. Kentte yaşayan tüm yurttaşların toplu taşıma hizmetlerinden yararlanması en ucuza olmalı ve esas olarak kamu taşımacılığı ücretsiz olmalıdır. 10.01.2019

Saygılarımızla

İmece-Der

(

(1) İzmir’e Sahip Çık  Platformu



 

 

 

 

 

İZMİR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ  SİYASİ İKTİDARIN  IRKÇI,AYRIMCI, ÖTEKİLEŞTİRİCİ, MUHALİFLERİ  HEDEF GÖSTEREN POLİTİKALARINA KARŞI ÇIKARAK , HALKIN KARDEŞLİĞİNİ VE BİRLİĞİNİ  SAVUNARAK FAŞİZME KARŞI  EMEK VE DEMOKRASİ TALEBİYLE TÜM BASKILARA KARŞI DURACAĞINI AÇIKLADI..

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Eğitim-Sen İzmir 1 No’lu Şube’de düzenlenen basın toplantısında İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir İl Eş Başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü Hülya Ulaşoğlu, açıklama yaptı. Ulaşoğlu; ‘’Yerel seçimler yaklaşırken, seçmen tercihlerinin AKP iktidarı tarafından toplumda kutuplaşmayı derinleştirerek, ırkçılık,  ayrımcılık ve nefret söylemi gibi toplumsal fay hatlarını harekete geçirerek şekillendirilmeye çalışıldığını’’ ve “Bu tehlikeli siyasal tarz ve söylemin sebep olabilecekleri, geçtiğimiz günlerde Sakarya’da bir yurttaşımızın etnik kimliği nedeniyle yöneltilen nefret saldırısı sonucu öldürülmesiyle gözler önüne serildi” dedi. ‘’Sakarya’da etnik kimliği sorulduğunda sadece Kürt olduğunu inkâr etmediği için bir yurttaşın katledilmesinin, oluşturulan kutuplaşma atmosferinin yarattığı tehlikeye bir kez daha işaret ettiğini’’ açıklayan Ulaşoğlu, açıklamada;

“Bir insanın etnik kimliğinin sorulması, sorgulanması başlı başına sorun iken, bu kimliğini dile getirmesinden ötürü yaşam hakkının elinden alınmasının başlıca sorumlusu, ırkçılığı ve her alanda ayrımcılığı körükleyen AKP – MHP iktidar bloğunun yöneticileridir. Zehirli ayrımcı dil sadece Kürtleri ya da başka etnik kimlikleri değil, kadınları, LGBTİ+ bireyleri, Alevileri ve hatta işçileri, emekçileri hedef almakta, geniş kitlelerin bilincine işlenmeye çalışılmaktadır. Bu dili kullanan, yeniden üreten ve destekleyenlerin ‘suça teşvikleri’ ise medya tarafından örtbas edilip görünmez kılınıyor. Nefreti, ayrımcılığı körükleyen dilin karşısında eşitlik ve kardeşlik talebini daha yüksek sesle ifade etmek, en önemli görevlerimizden biri olarak biz emek ve demokrasi güçlerinin önünde durmaktadır. Ancak bu sesin güçlenmesiyle ölüm ve çatışmaların önüne geçebiliriz.

‘’Nefret söylemini olabildiğine besleyen iktidar, bir yandan da demokrasi adına geride kalan son kırıntılara dahi göz dikerek her türlü fikir beyanını yargı sopasıyla tehdit ediyor. Daha birkaç gün önce iki tanınmış sanatçı, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen, sadece ‘daha fazla demokrasi’ taleplerini dile getirdikleri için bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ‘müsvedde’ olarak nitelenip kitlelere hedef gösterildi. Yalnız kendilerinin değil, çok geniş toplumsal kesimlerin özlemini ifade eden Akpınar ve Gezen, hedef göstermeyi talimat bilen savcılarca gözaltına aldırılırken, bu tür baskılarla esas korku salınmak isteyen iki sanatçı şahsında bütün toplumdur. Gösterilen sopa, demokrasi talebini yükselten bütün yurttaşlaradır.

‘’Halklar arası kutuplaştırma, düşmanlaştırma çabalarına karşı durmak için tüm gücümüzle mücadele etmek, coğrafyamızda kardeşliği hâkim kılmak biz emek ve demokrasi güçlerinin birincil görevidir. Bunun aksi yönde bütün çabalara karşı yükselteceğimiz sese, tüm yurttaşlarımızın da ses katması çağrısında bulunurken, otoriter, totaliter ve tekçi zihniyet ve uygulamalara karşı demokrasi ve özgürlük talebiyle söylenen her sözün de sözümüz olduğunu, baskılara karşı tüm yurttaşlarımızla omuz omuza duracağımızı ifade ederiz.”

 

 

 

 


 

Erdal Eren Şebinkarahisar'da 25 Eylül 1964 tarihinde öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.  Şebinkarahisar Halkevi'nde siyasete ilgi duymaya başladı, Erdalın ailesi bir süre sonra Ankara'ya taşındı. Erdal burada Ankara Yapı Meslek Lisesi'sinde okudu. ANOD (Ankara Orta Öğrenimliler Derneği)  ve YDGD (Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği) ne  üye oldu. Türkiye Devrimci Komünist Partisi gençlik örgütü Genç Komünistler Birliği' ne  ve  GKBnin lise çalışmalarına aktif olarak katıldı.


Erdal Eren  30 yıl  önce , 13 Aralık 1980 tarihinde  idam edildi. Faşist cunta  işçi sınıfına ve emekçi halka, halk geçliğine korku ve gözdağı vermek, gençliğin mücadelesini sindirmek ve intikam almak istedi. Erdal'a yargılanmasından 48 gün sonra idam cezası verildi. 
12 Eylül faşist cunta  yönetimi, TBMM'ni, siyasi partileri, sendikaları, kitle örgütlerini   kapatmış, işçi sınıfının  ve emekçilerin  sermayeye karşı grevlerini  direnişlerini yasaklamıştı. Yüzbinlerce insan gözaltına alınmış işkenceden geçirilmişti. Askeri cezaevleri ve emniyet müdürlükleri    işkence merkezleri haline gelmişti.




Ülkenin dört bir yanından mücadele sesleri de geliyordu. 30 Ocak 1980 gecesi Ankara-Hoşdere caddesinde genç komünistler  faşist cuntayı protesto  eden duvar yazıları yazıyordu.  30 Ocak gecesi hava çok soğuk ve Yukarıayrancı  Hoşdere caddesi buzluydu.   Bir çift göz onları izliyordu. Bu MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in bir dönem korumalığını yapmış  MHP'li polis Süleyman Ezendemir'di. Ezendemir silahını doğrultarak Yurtsever  Devrimci Gençlik Derneği üyesi  ODTÜ öğrencisi 21 yaşındaki Sinan Suner'e ateş etti. kurşun arka yan kalçasından girip ön tarafından çıkmıştı. Hoşdere caddesinde evi bulunan tanık Ali Soyoğlu, Sinan'ı kendi arabasıyla götürmek istiyor, ancak MHP'li polis buna engel oluyordu. Daha sonra polis Ezendemir, Sinan'ı kendisinin getirttiği sarı bir mercedes arabaya bindiriyor ve Dikmen Polis Karakolu'na oradan bilinmeyen bir yere ve en son hastahaneye götürüyor ve aradan geçen iki saat sonra bilerek kan kaybından ölümü sağlanıyordu.Tanık hemşire Müjgan Taymaz ''15 dakika önce getirilseydi yarasını diker çocuğu kurtarırdık''  demişti. 

Sinan'ın katledilmesi  yurtsever  devrimci gençliği harekete geçirdi. Devrimci gençler Sinan?ın ölümünü protesto etmek için yine Hoşdere caddesinde toplanarak,  Sinan'ın öldürülmesini protesto ediyorlardı. Askeri İnzibat  ekibi gösteriye müdahale ediyor; gençlere ateş ediliyordu. Çıkan çatışmada Zekeriya Önger adında bir er ölüyordu. Gözaltına alınan 21 genç insandan biri Erdal Eren'di.  

Sadece üç duruşmada herşey tamamlandı. 19 mart 1980 tarihinde 17 yaşındaki,cuntanın korktuğu adama idam cezası verildi.  Avukatı Nihat Toktay'n anlatımıyla; Zekeriya Önger  asker arkadaşlarının silahından çıkan mermi ile vurulmuş olması olasıydı. Arkadan vurulmuştu.  Ateş eden yakın mesafeydi. Oysa ki Erdal Eren ve arkadaşlarıyla yüzyüze olması gerekiyordu. Mahkeme  tarafından tüm  inceleme talepleri  reddedildi. ..Dava ciddi bir şekilde yürütülmedi.

Erdal mahkeme heyetine sunduğu savunmasında  şöyle diyordu:

''Sayın yargıçlar;

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. 

Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkı yönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktur. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kurallarını, sadece usule ilişkin yöntem bile bunun kanıtı olmak için yeterlidir. 

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunun için olmadık tertipler tezgahlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgahlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgahın bir dişlisinden başka birşey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır.Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkca dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan isteklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir .Kaldı ki, eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım.

Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni nede başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkı yönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir.Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Suner'in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkıyönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasaları da çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu devletin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında  devletin güçleri tarafından katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır. 

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

Faşist cuntanın acelesi vardı. 12 Aralığı 13 üne bağlayan gece saat 02.55 de  genç fidanı kırıverdiler, ''Gözdağı olur'' dediler, ''devletin büyüklüğü'' görülsün istediler. İşçilerin, emekçilerin,  halk gençliğinin  soyguncu, sömürücü, zulumcü  düzenlerine  karşı dirençlerini kırmak;  baskıya, zulme, sömürüye boyun eğen bir gençlik istediler.

Avukatı anlatıyor; ''Bize sarıldı öpüşürken göz kırptı. Sonrada yürüdü gitti çocuk. Resmen gitti. ''KAHROLUSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK YAŞASIN TDKP'' diye haykırınca sehpayı ayaklarının altından çektiler..

Ercan Koca, Erdal'ın yoldaşıydı. Erdal'ın idamını duyar duymaz  13 Aralık 1980 günü saat 17.00?de Demetevler'de, Erdal Eren'in idam edilmesini protesto eden bir pankart asıyordu. ''Erdal Eren'in hesabını Faşist Cuntadan Soralım-YDGF''  Pankartı astığını gören askeri tim komutanı Üsteğmen Yaşar Kunduh mahkemede ''Pankartı bizzat kendisine indirtmek için zor kullandık..''  diyecekti. Onyedi yaşındaki  Ercan Koca vahşice dövülecek, kafasına tabanca kabzası ile vurulacak, daha sonra ise Yenimahalle Polis Karakolu'na oradan da Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanlığına götürülecekti. Fenalaşan Ercan ancak ertesi sabah Gülhane Askeri Hastahanesine götürülecek ve orada yaşamını yitirecekti. Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Ercan Koca'nın yerlerin buzlu olması nedeniyle düştüğü ve beyin zarı kanamasından öldüğü belirtilecekti. Annesi Yaşar Koca  ''Elbiselerini aldığımızda çamur içinde olduğunu gördüm.Öyle bir kere düşmekle o kadar çamurlanması mümkün değildi. Ayrıca çevreden insanlar oğlumun dövüldüğünü görmüşler, eyvah çocuk gitti demişler.Ama hiç kimse korkudan bir şey söyleyemedi, şahitlik yapamadı'' Ercanı, bir fidanı daha hoyratlıkla kırmışlardı.

''Yıldızlar metal metal düşmüş yere

Her yerde sessizlik kaynaşıyor, Kafalar

susmuş omuzlar konuşuyor''

Ankara Karşıyaka mezarlığında üç fidan yatıyor. Dünya işçi sınıfına ve gençlerine selam gönderiyor. Zulme ve sömürüye karşı direnmiş üç komünist genç yatıyor, birbirine yakın sanki elele. Oradan geçenler, ziyaret edenler Ercan'ın mezarının üstündeki şu dizeleri okuyorlar.
''Dağ keçileri nasıl yerlerse taptaze sürgünleri

Seni de, tam sürerlerken

Alacakaranlıklardan masmavi göklere
Kopardılar, o koskoca umut ağacının 
Dev gölgesinden.''

O dönem Mamak Askeri Cezaevi'inde bulunan  kadın yoldaşları  Erdal'ın Türküsü'nü yazdılar ve bestelediler. O türkü o zamandan bu zamana  dilden dile dolaşıyor.

ERDAL'IN TÜRKÜSÜ

O, genç bir yiğitti o

O, genç komünistti o

Küçücük gözleri, incecik elleri

Kocaman, kocaman, yüreğiyle.

Deniz'im, Yusuf'um, İnan'ım,

Tohum saçtınız çorak topraklara.

Ulaşmak istediğiniz hedefe varmak için

Bu toprak elif elif işlendi

Ve çelik su vere vere sertleşti.

Suların çağıltısı

Dalların uğultusu

Halkının, halkının onuruydu O

Halkının, halkının coşkusuydu O!

Erdal'ım,

Darağaçlarında Deniz'leri yaşatan

Körpecik fidanım benim!

Andın andımız,

Sevdan sevdamız.

Yıkacağız darağacı seni kurduranları

Kavgamız, kavgamız, kavgamızla,

İşçimiz köylümüz halkımızla.

 

 

 


DUYURU

2018-2019 Yılı "Öğrenime Katkı Bursu" için başvuru 03-24 Eylül tarihleri arasında yapılacaktır.

Başvuru yapacak olup İzmir'de oturanların aşağıdaki bilgi formunu doldurarak bizzat; il dışında

oturanların ise e-posta yoluyla, posta ile ya da fakslayarak Derneğimize iletmeleri

gerekmektedir.

Başvurular, saat 13.30-16.30 arasında kabul edilir.

İlgilenen üye ve dostlarımıza duyurulur.

Sevgi ve Dostlukla..


İMECE-DER ÖĞRENCİ BİLGİ FORMU

Kimlik Fotokopisi-Kimlik Bilgileri

Okul Bilgileri

Devam ettiğiniz Lisenin

Adı:
İlçesi:

Bitirdiğiniz Lisenin

Adı:
Bitirme yılı:
Bitirme Dereceniz:

Üniversiteye hazırlıkta dersaneye devam ettiniz mi?

Dersanenin Adı:

Devam Edeceğiniz Okulun Adı:

Bölümünüz:

Okulunuz kaç yıllık öğrenim veriyor?

Gündüzlü mü?
2. Öğrenim mi?

Okulunuzun Bulunduğu İl : 
llçe:

Öğrenim sırasında kalınan yer Aile Yurt Akraba Arkadaş Diğer:

Öğrenim Sırasında kaldığınız adres:

Kaldığınız yer için ödeme yapıyorsanız aylık toplam tutarı:

Aile Bilgileri

Anne-baba durumu Beraberler Boşanmış Baba vefat Anne Vefat

Ayrı iseler kiminle yaşıyorsunuz?

Adı:
Mesleği
Güvenlik kurumu SSK  ES  Bağ-Kur

Birlikte yaşadığınız ebeveynin telefon numarası:

Kardeş Sayısı (siz dahil):

Okumakta olan kardeş sayısı (siz dahil)

Devam ettikleri okullar ve sınıfları:

Evin geçimini kim sağlıyor? Baba Anne Diğer

Bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı:

Ailenin oturduğu ev kira mı?

Kira ise tutarı:

Eve giren gelir toplamı:

Ailenin başka geliri var mı?

Aile akraba ya da başka bir yerden maddi katkı alıyor mu?

Alıyorsa nereden ve tutarı:

Anne ya da babanızın vefatıyla size bağlanan bir maaş varsa tutarı:

Burs aldığınız kurumlar varsa isim ve burs tutarları:

Sağlık sorunuz var mI(kronik hastalık) ?

Kan grubunuz:

Aileniz ve sizin üyesi olduğunuz dernek, sendika..vb:

En son okuduğunuz kitaplar:

Hobileriniz; çalışmayı dilediğiniz alanlar:

Belirtmek istediğiniz özel durumlar-notlar:

E-posta Adresiniz:
Cep Tlf No:

Size ulaşamadığımızda ulaşabileceğimiz kişilerin isim ve tlf numaraları:

İmece çevresinden size referans olabilecek kişi(ler)nin adı soyadı.

Verdiğim bilgilerin doğruluğunu; durum değişikliği olursa anında bilgi vereceğimi kabul ediyorum. 

Saygılarımla..

Ad soyadı-imza Tarih

 


 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 > 41

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 8 konuk çevrimiçi