Skip to content

Get the Flash Player to see this player.
Flash Image Rotator Module by Joomlashack.
The Flash Image Rotator module is now 1.5 Ready!
Your CMS just got even better! Upload your images and GO!
NEW transitions and stunning Ken Burns effects for your photos!
This is a FREE module only from Joomlashack!
Image 5 Title

 

Ülkenin dört bir yanından mücadele sesleri de geliyordu. 30 Ocak 1980 gecesi Ankara-Hoşdere caddesinde genç komünistler  faşist cuntayı protesto  eden duvar yazıları yazıyordu.  30 Ocak gecesi hava çok soğuk ve Yukarıayrancı  Hoşdere caddesi buzluydu.   Bir çift göz onları izliyordu. Bu MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in bir dönem korumalığını yapmış  MHP'li polis Süleyman Ezendemir'di. Ezendemir silahını doğrultarak Yurtsever  Devrimci Gençlik Derneği üyesi  ODTÜ öğrencisi 21 yaşındaki Sinan Suner'e ateş etti. kurşun arka yan kalçasından girip ön tarafından çıkmıştı. Hoşdere caddesinde evi bulunan tanık Ali Soyoğlu, Sinan'ı kendi arabasıyla götürmek istiyor, ancak MHP'li polis buna engel oluyordu. Daha sonra polis Ezendemir, Sinan'ı kendisinin getirttiği sarı bir mercedes arabaya bindiriyor ve Dikmen Polis Karakolu'na oradan bilinmeyen bir yere ve en son hastahaneye götürüyor ve aradan geçen iki saat sonra bilerek kan kaybından ölümü sağlanıyordu.Tanık hemşire Müjgan Taymaz ''15 dakika önce getirilseydi yarasını diker çocuğu kurtarırdık''  demişti. 

Sinan'ın katledilmesi  yurtsever  devrimci gençliği harekete geçirdi. Devrimci gençler Sinan?ın ölümünü protesto etmek için yine Hoşdere caddesinde toplanarak,  Sinan'ın öldürülmesini protesto ediyorlardı. Askeri İnzibat  ekibi gösteriye müdahale ediyor; gençlere ateş ediliyordu. Çıkan çatışmada Zekeriya Önger adında bir er ölüyordu. Gözaltına alınan 21 genç insandan biri Erdal Eren'di.  

Sadece üç duruşmada herşey tamamlandı. 19 mart 1980 tarihinde 17 yaşındaki,cuntanın korktuğu adama idam cezası verildi.  Avukatı Nihat Toktay'n anlatımıyla; Zekeriya Önger  asker arkadaşlarının silahından çıkan mermi ile vurulmuş olması olasıydı. Arkadan vurulmuştu.  Ateş eden yakın mesafeydi. Oysa ki Erdal Eren ve arkadaşlarıyla yüzyüze olması gerekiyordu. Mahkeme  tarafından tüm  inceleme talepleri  reddedildi. ..Dava ciddi bir şekilde yürütülmedi.

Erdal mahkeme heyetine sunduğu savunmasında  şöyle diyordu:

''Sayın yargıçlar;

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. 

Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkı yönetim komutanları tarafından verildiğ
i o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktur. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kurallarını, sadece usule ilişkin yöntem bile bunun kanıtı olmak
için yeterlidir. 

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunun
için olmadık tertipler tezgahlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgahlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgahın bir dişlisinden başka birşey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır.Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkca dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan isteklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir .Kaldı ki, eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım.

Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni nede başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkı yönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir.Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Suner'in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkıyönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasaları da çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu devletin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında  devletin güçleri tarafından katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır. 

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

Faşist cuntanın acelesi vardı. 12 Aralığı 13 üne bağlayan gece saat 02.55 de  genç fidanı kırıverdiler, ''Gözdağı olur'' dediler, ''devletin büyüklüğü'' görülsün istediler. İşçilerin, emekçilerin,  halk gençliğinin  soyguncu, sömürücü, zulumcü  düzenlerine  karşı dirençlerini kırmak;  baskıya, zulme, sömürüye boyun eğen bir gençlik istediler.


Avukatı anlatıyor; ''Bize sarıldı öpüşürken göz kırptı. Sonrada yürüdü gitti çocuk. Resmen gitti. ''KAHROLUSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK YAŞASIN TDKP'' diye haykırınca sehpayı ayaklarının altından çektiler..

.....

İşte Erdal Eren

Bir kahraman.

Faşistler sarmış çevresini.

Sehpada.

Boynunda ip.

Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini

Bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından

Haykırıyor: ''Faşizme Olüm Halka Hürriyet''....

Erdal Eren

Onurun bekçisi

Direnmenin.


Ercan Koca, Erdal'ın yoldaşıydı. Erdal'ın idamını duyar duymaz  13 Aralık 1980 günü saat 17.00?de Demetevler'de, Erdal Eren'in idam edilmesini protesto eden bir pankart asıyordu. ''Erdal Eren'in hesabını Faşist Cuntadan Soralım-YDGF''  Pankartı astığını gören askeri tim komutanı Üsteğmen Yaşar Kunduh mahkemede ''Pankartı bizzat kendisine indirtmek için zor kullandık..''  diyecekti. Onyedi yaşındaki  Ercan Koca vahşice dövülecek, kafasına tabanca kabzası ile vurulacak, daha sonra ise Yenimahalle Polis Karakolu'na oradan da Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanlığına götürülecekti. Fenalaşan Ercan ancak ertesi sabah Gülhane Askeri Hastahanesine götürülecek ve orada yaşamını yitirecekti. Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Ercan Koca'nın yerlerin buzlu olması nedeniyle düştüğü ve beyin zarı kanamasından öldüğü belirtilecekti. Annesi Yaşar Koca  ''Elbiselerini aldığımızda çamur içinde olduğunu gördüm.Öyle bir kere düşmekle o kadar çamurlanması mümkün değildi. Ayrıca çevreden insanlar oğlumun dövüldüğünü görmüşler, eyvah çocuk gitti demişler.Ama hiç kimse korkudan bir şey söyleyemedi, şahitlik yapamadı'' Ercanı, bir fidanı daha hoyratlıkla kırmışlardı.

''Yıldızlar metal metal düşmüş yere

Her yerde sessizlik kaynaşıyor, Kafalar susmuş omuzlar konuşuyor''

 

Ankara Karşıyaka mezarlığında üç fidan yatıyor. Dünya işçi sınıfına ve gençlerine selam gönderiyor. Zulme ve sömürüye karşı direnmiş üç komünist genç yatıyor, birbirine yakın sanki elele. Oradan geçenler, ziyaret edenler Ercan'ın mezarının üstündeki şu dizeleri okuyorlar.
''Dağ keçileri nasıl yerlerse taptaze sürgünleri

Seni de, tam sürerlerken

Alacakaranlıklardan masmavi göklere
Kopardılar, o koskoca umut ağacının 
Dev gölgesinden.''

O dönem Mamak Askeri Cezaevi'inde bulunan  kadın yoldaşları  Erdal'ın Türküsü'nü yazdılar ve bestelediler. O türkü o zamandan bu zamana  dilden dile dolaşıyor.

ERDAL'IN TÜRKÜSÜ
O, genç bir yiğitti o..
O, genç komünistti o..


Küçücük gözleri, incecik elleri

Kocaman, kocaman, yüreğiyle.

 

Deniz'im, Yusuf'um, İnan'ım,

Tohum saçtınız çorak topraklara.

Ulaşmak istediğiniz hedefe varmak için

Bu toprak elif elif işlendi

Ve çelik su vere vere sertleşti.

 

Suların çağıltısı

Dalların uğultusu

Halkının, halkının onuruydu O

Halkının, halkının coşkusuydu O!

 

Erdal'ım,

Darağaçlarında Deniz'leri yaşatan

Körpecik fidanım benim!

Andın andımız,

Sevdan sevdamız.

 

Yıkacağız darağacı seni kurduranları

Kavgamız, kavgamız, kavgamızla,

İşçimiz köylümüz halkımızla.