Skip to content

Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesinden Vazgeçilmelidir!

Ülkemizde 25 i devlete, 8 fabrika da özel sektöre ait toplam 33 şeker fabrikası bulunmaktadır. Devlete ait Türkşeker bünyesindeki şeker fabrikaları 2000 yılında özelleştirme kapsamına, 2008 yılında da özelleştirme programına alındı.

Bu fabrikalardan 14 tanesi, Afyon, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat şeker fabrikaları Özelleştirme Başkanlığı tarafından 20 Şubat 2018 tarihinde ihale ilanına çıkarılarak satışa çıkarıldı.

ABD merkezli Cargill Raporu’nda şeker fabrikalarının bir an önce özelleştirilmesi istenmişti. Özelleştirme adı altında yapılacak satışla birlikte bütün verimli şeker fabrikaları satılmış olacak. Bu büyük satış sonrasında siyasi iktidarın tarım politikaları sonucu,  yıllardır önemli ölçüde düşen şeker pancarı üretimi büyük bir tehlikeye girecek. Kırsal kesimden önlenemeyen göç, bu fabrikaların satışıyla birlikte daha da artacaktır.

Özelleştirme İdaresi’nin şeker fabrikaların satışıyla ilgili olarak Ak Yatırım’a hazırlattığı stratejik rapor ise açıklanmıyor. Kuşkusuz 14 fabrika, değerli arazisi ve şeker kotası için satılacaktır. Bu satıştan sonra Orta Anadolu bölgesinde pancar üretimi çok daralacak, sonrasında tasfiye edilmiş olacaktır. Avrupa’da pancar üretiminde söz sahibi olan Almanya, Fransa, Hollanda ve Polonya bile şeker fabrikalarını korurken, siyasi iktidarın fabrikaları satışa çıkarması tekelci burjuvazinin Cargill raporunun gereğini yaptığını göstermektedir.

Tütün, pamuk-iplikten, tahıldan  sonra şeker pancarı üretimi de düşecek ülkenin çocukları nişasta şekere mecbur edilerek hastalıkların yolu açılacaktır, böylelikle ilaç tekellerinin de geniş pazar bulması kolaylaşacaktır.

Ülkemizde şeker kanunu 2001 yılında çıkarıldı. Şeker Kanunu çerçevesinde kurulan şeker kurumu, şirketlere şeker üretimi kotaları tahsis etmiş, şirketlerde ihtiyaçları çerçevesinde sözleşmeli olarak, çiftçilere taahhütleri karşılığında üretim yaptırmıştır.

Daha 2000’li yılların başlarında ülkemiz, şeker pancarı üretiminde Fransa, Almanya ve ABD’nin ardından dünya dördüncüsü idi ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında üçüncü sırada yer alıyordu. Ancak Cargill gibi uluslararası tekellerin pazarlarını genişletmek için IMF(Uluslararası Para Fonu), DTÖ(Dünta Ticaret Örgütü) ve DB (Dünya Bankası) nın özelleştirme yönergelerini uygulayan  politikalar sonucu bugün ülkemiz şeker ithal eder duruma düşmüştür.

Uluslararası tekelci kapitalizmin başlıca kurumları DTÖ, IMF ve DB güdümlü tarım politikaları, çiftçilerin tarlalarını terk etmesine yol açmıştı. Kotalar ve tekelci kapitalist tarım politikaları, şeker pancarı üreten çiftçimizi doğrudan etkilemiş ve 2003 yılında pancar eken çiftçi sayısı 460 bin  iken 2016 yılında 105 bine gerilemiştir. Tarlalar boşalmış ve tarım dışı arazi kullanımları artmıştır.

Şeker Kanunu ile nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotası, yurtiçi pancar şekeri üretimimizin yüzde 10’u düzeyinde belirlenmiştir. Bu kota 28 üye devlete sahip AB’de yüzde 5 ile sınırlandırılmıştır. Diğer yandan Şeker Kanunu ile NBŞ üretiminde Bakanlar Kuruluna kotayı yüzde 50 artırma ve eksiltme yetkisi verilmiştir. Bakanlar Kurulu bu yetkisini hemen her yıl yüzde 35 civarında NBŞ kotasını arttırma yönünde kullanmıştır. Bu çerçevede Türkiye, AB’nin ürettiği NBŞ’in neredeyse yarısına yakın bir miktarı tek başına üretmektedir. Piyasaya yüksek miktarda NBŞ girişi şeker fabrikalarımızın üretim ve satışlarını olumsuz etkilemiştir.


Türkşeker 2005 yılına kadar kârlı bir şekilde üretimi sürdürür, 2003 yılı kârı 265 milyon TL olurken, 2006 yılında 61 milyon TL zarar etmiş, 2009 yılından itibaren ise sürekli zarar eden bir kurum gibi gösterilmiştir.

Türkşeker’in kamuoyuna açıklanan en son 2016 yılı faaliyet raporunda, 25 şeker fabrikasının 28,2 milyon TL, şeker enstitüsünün de 2,7 milyon TL olmak üzere toplamda 31,9 milyon TL zarar ettiği belirtilmektedir. Bu zararda Ağrı, Alpullu (Kırklareli), Çarşamba (Samsun) ve Susurluk (Balıkesir) fabrikalarının üretim yapmamasına karşın bakım ve personel giderlerinin payı çok büyüktür. Çarşamba ve Susurluk Şeker Fabrikaları 2011/2012 (Susurluk Şeker Fabrikası bu arada sadece 2014/2015 üretim yılında çalıştırılmıştır), Alpullu Şeker Fabrikası 2013/2014 ve Ağrı Şeker Fabrikası 2014/2015 üretim yılından itibaren çalıştırılmamıştır. Çalıştırılmayan fabrikaların giderleri de eklenerek şeker fabrikalarının zarar ettiği söylemi algı yanılsaması oluşturmaya dönük tam bir aldatmacadır.

Tarım Kanunu’na göre çiftçiye verilecek desteklerin milli gelirin %1’inden az olamayacağı açıkça belirtilmektedir. Buna göre 2017 yılında çiftçiye 30,4 milyar TL destek verilmesi gerekirken, 12,7 milyar TL verilmiştir. 2018 yılı için verilmesi gereken 34,5 milyar TL iken, bütçeye konan 14,5 milyar TL’dir. Her iki yıl için verilen ve verilmesi öngörülen desteklerin milli gelire göre oranı %0,4 olmuştur. Kanunun çıkarıldığı 2006 yılından beri bu oran hep %0,4 ve %0,6 aralığında gerçekleşmiştir.

Şeker sanayinin hammaddesini oluşturan şeker pancarı üretimine devletin kurumu Türkşeker verileri üzerinden baktığımızda 2001 yılında çıkarılan Şeker Kanunu ve bu çerçevede kurulan Şeker Kurumu’nun şeker üretim kotası getirmesi sonucu şeker pancarı eken köy ve çiftçi sayılarında çok hızlı bir gerileme sürecine girilmiştir.

Türkşeker’e üretim yapan köy ve çiftçi sayısına paralel şeker pancarı ekim alanında da önemli düzeyde gerileme yaşanmıştır. Üretimi durdurulan Ağrı Şeker Fabrikası için şeker pancarı ekimi yapılan alan 2002 yılından 2016 yılına %90, Alpullu Şeker Fabrikası için %77, Çarşamba Şeker Fabrikası için neredeyse %100 ve Susurluk Şeker Fabrikası için %78 oranında küçülmüştür. Türkşeker’in fabrikaları genelinde ekim alanındaki gerileme aynı dönem için %30 düzeyinde olmuştur. Ancak, aynı dönem için şeker pancarı verimindeki artışla birlikte üretim 12,8 milyon tondan 13,1 milyon tona yükselerek yaklaşık 300 bin ton düzeyinde artış göstermiştir.

Türk Şeker’in web ana sayfasından Yönetim Kurulu Üyelerine baktığımızda: Özelleştirme İdaresi başkanı ve başkan yardımcısı Türk Şeker’in Yönetim Kurulunda yer alıyor. Bu bile Türk Şeker’e ait fabrikaların özelleştirilmesine bizzat Türk Şeker Kurumu yöneticilerinin neden karşı çıkmadığının, özcesi özelleştirme yolunun nasıl açıldığının cevabını açıkça ortaya çıkarıyor.

Bu fabrikalarda çalışan 5 bin civarındaki çalışan işlerinden olacak, 50 bin civarındaki üretici ise pancar ekimi yapamayacaktır. Pancar küspesini hayvan yemi olarak kullanan besiciler de dahil edildiğinde onbinlerce insanın pancar üretimine bağlı olarak yaşamının olumsuz anlamda etkileneceği çok açıktır.

Bu anlamda ülkemiz tarımı ve tarıma bağlı sanayi ham maddesi kaybederken, toprak kendini besleyen, zenginleştiren üretimden yoksun kalacaktır. Kazanan ise ülkemizin en verimli tarım arazilerine hukuka ve üreticilerin çıkarlarına aykırı olarak açtıkları fabrikalarda mısır nişastasının kimyasal yollarla parçalanmasından elde edilen nişasta bazlı şekerler üreten ABD`nin küresel şirketi Cargill  olacaktır.  Cargill gibi Amerikan tarım tekellerinin GDO’lu mısırlarının ülke pazarını tümüyle ele geçirmesi, toplumsal sağlığı da tehlikeye atıyor olacak..

Bilimsel çalışmalar, toplumda nişasta bazlı glikoz veya fruktoz tüketiminin, şeker kamışı veya pancardan elde edilen sakkarozdan daha fazla sağlık sorununa yol açtığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmalara göre, nişasta bazlı glikoz veya fruktoz şekeri tüketenlerde, insülin salınımında düzensizlik yaratmasından dolayı daha yüksek oranda metabolik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çalışmalarda, nişasta bazlı şeker tüketimine bağlı olarak, obezite, metabolik sendrom, tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, osteoartrit gibi hastalıkların sıklığında artış görüldüğü bildirilmiştir.

Pancar üreticilerini, büyükbaş hayvan üreticilerini ve yüzbinlerce emekçiyi ilgilendiren ve onların yaşamını doğrudan etkileyen ve halkın sağlığını bozan kâr amaçlı politikalar terkedilmeli; şeker fabrikalarının satışından vazgeçilerek pancardan şeker üretimi desteklenmelidir. Şeker fabrikaları özelleştirilmemeli tersine desteklenmelidir. Nişasta bazlı şeker üretimi halk sağlığı açısından yasaklanmalıdır.

Kaynakça: TMMOB Ziraat Müh.OdasıTürk Tabipler Birlği, T.Ziraat Odaları Birliği

 

 

 

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 3 konuk çevrimiçi