Skip to content
MİLLİYETÇİLİK VE YURT SEVERLİK e-Posta

KONFERANSA DAVET!

27 ŞUBAT 2010 CUMARTESİ günü gerçekleştireceğimiz "MİLLİYETÇİLİK VE YURT SEVERLİK" başlıklı konferansa davetlisiniz.

Konuşmacı : Tanıl BORA (Yazar, editör, çevirmen)
Tarih/Saat : 27 Şubat 2010 Cumartesi / 15.00
Yer: MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi

Günümüzde tırmandırılan,toplumsal kırılmalara, ayrışmalara neden olabilen milliyetçilik olgusu hakkında konu hakkında ciddi araştırma ve kitapları olan Tanıl Bora'nın etkinliğinde buluşmak üzere...

?10 sene öncesine kadar ulusalcılık aslında müstakil bir akım olmaktan uzaktı. Laik ve merkez solda olan ve MHP çizgisindeki milliyetçiliğe de mesafe koymak isteyen insanlar, kendi milliyetçiliklerini ayırt etmek için ulusalcı terimini kullanırdı. Ama 10 yıldır ulusalcılığın ifade ettiği başka bir anlam var bence. Hakikaten ayrı bir akım, ayrı bir ideolojik çizgi ifade ediyor. Bu ulusalcılık, laik, şehirli, tahsilli, daha çok orta sınıftan insanları milliyetçiliğe kazanma, milliyetçi seferberliğe dahil etme kampanyası içinde bir akım haline geldi bence. Yani onları gerçekten milliyetçilik doğrultusunda militanlaştırmaya dönük işlev gördü."

"Bu işin önemli bir noktası da şu: Ulusalcı olarak tanımlanan, klasik milliyetçi cenahın dışındaki kesimlerle, klasik milliyetçileri buluşturma ve bir şekilde yan yana getirme etkisi oldu. Eskiden ırkçı imalar içeren şeylerden kaçınırlardı. Bu hicap örtüsü kalktı, çok rahatlıkla ırkçı sloganları kullanabilmeye, Türklüğü sadece vatandaşlığı belirtme açısından değil, ırkçı, hamasi bir söylem içinde kullanmaya yakın hale geldiler. Müthiş bir yabancı düşmanlığı, komplo teorilerine müthiş düşkünlük, bütün olan biteni bütün dünyayı komplo teorileriyle açıklama ve Avrupa Birliği süreciyle ve AKP?nin iktidarıyla olanları bağlantılı düşünme var. Bir de Osmanlı?nın son dönemiyle, milli mücadele dönemi ve erken cumhuriyet dönemi koşullarını aynen günümüze projekte etme ve her şeyi bu projeksiyon çerçevesinde açıklama... Bütün olguları birebir o dönemin vehim ve milli beka davasıyla bağlantılı olaylarıyla eşleyerek açıklama ve bundan müthiş bir enerji ve müthiş bir hamaset ve aynı zamanda da müthiş bir nefret üretme...

Ulusalcılık dediğimiz zaman çok bütünlüklü bir akımdan söz etmek mümkün değil. Yani sadece bu Ergenekon soruşturması çerçevesinde konu edilen insanların arasındaki farklılıklar bir yana, ulusalcı dediğimiz insanlar arasında da çok farklı eğilimler var. Bir yandan bir ideolojik akımdan söz ediyoruz. Bu bir parti değil ya da onların komplocu mantığıyla söylersek, merkezi tekelden yürütülen bir şey değil. Bir dalga bu.?

Milliyetçi dalganın son 15-20 yılda yükseldiğini, yükselişin sadece bugünlere ait bir trend olmadığını söylüyorsunuz? Hangi koşullar bu dalgayı besliyor?

Bir kere, konjonktürlerin berisinde, milliyetçilik resmî ideoloji olarak, çocukluktan itibaren ve her zeminde zerkediliyor. İdeolojiden de öte, bir zihniyet kalıbıdır. Bu zemin üzerinde, son yirmi yılda iki büyük dalga koptu geldi. Birincisi, 1990?lara yayılan dalgadır. 1980?lerin sonunda iktisadî gelişmeyle, Soğuk Savaş?ın bitişiyle, demokratikleşme beklentisiyle, Kürt meselesinin çözülmesiyle ilgili iyimser beklentilerin çöküşünün yarattığı hayal kırıklığı; 12 Eylül?ün ardından gelen depolitizasyonla birleşince, buradaki reaksiyon kendini milliyetçilikle dışavurdu. Depolitizasyon çok önemlidir burada. Siyasetin alanı daralınca, neredeyse her somut mesele, politik çözüm alternatiflerinin tartışılamayacağı bir tabuya, bir ?millî politika? hükmüne dönüşünce, bakiye kalan tek meşru siyaset lisanı milliyetçiliğinki oluyor. Türkiye'de milliyetçilik, bu bakımdan; siyasetin alabildiğine soluksuzlaştırılmasıdır aynı zamanda.

İkinci büyük dalga ne?

İkinci dalga ise 2002 seçimleri sonrasında gelen dalga. Bu ikinci dalga da boşa çıkan bir iyimserliğin üzerine oturdu. Öcalan?ın yakalanmasıyla Kürt sorununun halledildiğine, AB?ye girişin her işi çözeceğine ilişkin, tek başına iktidar olan AKP?nin teşebbüs serbestisine ilişkin beklentiler? Kürtlerin hâlâ ?varolmayı? hatta talepkâr olmayı sürdürmesi, AB?yle ilişkilerin müşkülleşmesi, hızla hayal kırıklığına yol açtı. ?Kaybedecek bir şeyleri? -hiç değilse kariyer beklentileri- olanlar, yani iki büyük krizin darbesin yiyen orta sınıflar,  bu hayal kırıklığını bilhassa derin yaşadılar. Dikkat ederseniz, yeni milliyetçi dalgada, özellikle ?ulusalcı? cenahta, onların damgasını görürsünüz.  AKP hükümeti de, rejim elitinin güvenini kazanmak uğruna (nafile!), meseleleri bir demokrasi tartışmasının, velhâsıl politika zemininin berisine taşıdıkça, yine depolitizasyona katkıda bulundu ve bu boşluğu yine milliyetçilik doldurdu. Üstelik hükümet, bu rüzgârla yelkenini doldurmaya gayret ettikçe (yine nafile!), süreci daha da körükledi.

Son yirmi yılın milliyetçi dalgalarının bir ortak paydasını vurgulamak istiyorum bu vesileyle: Neo-liberal ?vahşi kapitalist? gidişatın etkileri... Orta sınıflar bahsinde değindim biraz. Yoksullaşma, hayatın her alanının piyasa kontrolüne girmesi, sosyal ilişkin ağlarının çözülmesi... bütün bunlar muazzam bir boşluğa düşme, tutunacak dal bulamama haline yol açıyor toplumda. Bu arayışa hitap eden politik programlar ve örgütler de yok ya da çok zayıf. Bu durumda milliyetçilik, sarılanacak en kolay, hazır kimlik oluyor. İnsanları doğuştan gelen kimlikleriyle yücelten bir ideoloji? Hele milletin karşı karşı bulunduğu tehlikelere ilişkin yaratılan alarm hissiyatı, insanların kendi sosyal mağduriyetleriyle bağdaştırabileceği bir söyleme oturtulduğunda bunun dozu daha da artmış oluyor.?    

27.03.2007 - Birikim Dergisi


İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği