Skip to content

Get the Flash Player to see this player.
Flash Image Rotator Module by Joomlashack.
The Flash Image Rotator module is now 1.5 Ready!
Your CMS just got even better! Upload your images and GO!
NEW transitions and stunning Ken Burns effects for your photos!
This is a FREE module only from Joomlashack!
Image 5 Title

Hoşgeldiniz
PDF Yazdır e-Posta

İmece-Der, Veli Der,Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi  15 Şubat 2017 tarihinde İmece-Der salonunda  basın toplantısı yaptı. Ortak metin aşağıdadır.


ZİLLER KİMİN İÇİN ÇALACAK?

Talim Terbiye Kurulu’nun hazırladığı müfredat programının ilk basamağı yaşama geçirildi, yeni ders kitapları basıldı,dağıtımı yapıldı ve iki gün sonra ders zilleri çalacak, yeni öğrenim yılı başlayacak.

Ziller kimin için, ne için çalacak?

Eğitimimiz, ezbercilikten uzak, bilginin sorgulanmasına fırsat yaratan, üretken, deneysel, öğrencinin zihinsel algı ve aktarım becerilerinin gelişimine katkı yapan bir karakterde mi olacak?

Eğitim başarısının sadece sınav sonuçlarıyla değerlendirildiği ülkemizde başarı ölçütleri nelerdir? Öğrencinin kişisel becerilerine uygun hedefler koymasını sağlayan, bu hedeflere ulaşabilmesi için ona rehberlik eden, sahip olduğu potansiyeli açığa çıkarması için fırsatlar yaratan; sosyo- ekonomik konumlarına göre sınıflandırılmayan, her ailenin ücretsiz ulaşabildiği, yararlanabildiği bir kamu hizmeti midir?

Eğitim-öğretim programları:

• Özgüvenli, sorumluluk bilinci gelişmiş ama paylaşımcı

• Yaratıcı ve üretken,

• Düşüncelerini etkin bir şekilde ifade edebilen, ortak tartışma, akıl yürütme kültürünü tanıyan, benimseyen,

• Farklılıklara saygılı, eşitlikçi, demokratik, laik;

• Evrensel değerlerle uyumlu,

• Bilimsel düşünen, sorgulayan çocuklar yetiştirmek için mi hazırlanmaktadır?

Bu soruları olumlu yanıtlamak ne yazık ki olanaksızdır.

On beşinci yılında siyasal iktidar, çobanlığını kolaylıkla yapabileceği sürüler yaratmak istemektedir. Farklı inançlar, aidiyetler arasında saygıyı, kardeşliği, eşitliği değil devletin resmi karakteri olarak gördüğü dini, mezhebi, üstün ve egemen gördüğü cinsiyeti koruyan-kollayan, geliştiren, güçlendiren bir politika izlemekte, bunun aracı olarak ta en önemli yapıyı, eğitimi araç olarak kullanmaktadır.

Yeni müfredat programında: “erkekler güç ve kuvvet yönünden daha ileri olduğundan, ailenin sorumluluğunu birinci derecede onlara yüklenmiştir…”denmekte,

“İslam erkeğin üstlendiği mesuliyetlere karşılık kadının da kocasına itaat etmesini istemiş ve bu itaati ibadet saymıştır.Ailede çocukların büyütülüp terbiye edilmesi daha çok anne tarafından yerine getirilir.Ailede erkek vazifesini yapar, ailesine karşı güzel davranır,; kadın da ona karşı gereken muhabbet, hürmet ve itaati gösterirse aile içinde düzen ve uyum sağlanmış olur” diye yazmaktadır yeni müfredatın ders kitabı.(1). ‘Erken yaşta evlilik toplumsal bir örf’ olarak ifade edilerek çocuk yaşta evlilikler meşrulaştırılmak; öğrenim yaşındaki kız öğrenciler evliliğe hazırlanmak isteniyor.

Yani kadına biçilen rol erkeğin arzularına göre eğitim süreçleri üzerinden hayata geçirilmeye çalışılıyor. Kadın toplumsal üretim ve yaşamın dışında, kocasının ve çocuklarının hizmetinde itaat eden bir varlık olarak resmediliyor körpe beyinlerde, buna göre biçimlendirilmeye çalışılıyor. Erkek egemen sistemin toplumsal cinsiyet algısı giderek gerici bir anlayışta derinleştiriliyor. Çalışan kadınlar da, özgür düşünceli özgür kadınlar da yok, hatta “kabul görmez” sayılıyor.

Din bilgisi müfredatta zorunlu ders olarak yerini almış, liselerde ders saati arttırılmıştır. Milli Eğitim Balkanlığı eğitime ideolojik yaklaşımıyla sorunların derinleşmesine eğitimin tek tipleşmesine hız vermiş durumda; Anadolu lisesi, Fen lisesi ile sosyal bilimler liseleri il ve büyükşehir statüsündeki illerin nüfusu 50.000’in üzerinde olan ilçelerinde açılabiliyor. Ayrıca büyükşehir statüsünde olmayan illerin ilçelerinde açılabilmesi için ilçe nüfusunun en az 20.000 ve il merkezi ile birlikte toplam nüfusu en az 200.000 olması;

Güzel sanatlar lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000 nüfuslu ilçelerinden birinde ve okulun açılacağı il sınırları içinde sanat ağırlıklı en az bir yükseköğretim programı olması,;

Spor lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000 nüfuslu ilçelerinden birinde ve okulun açılacağı il sınırları içinde spor ağırlıklı en az bir yükseköğretim programı olması gerekiyor (2). Bu ne demek oluyor? Ziller Anadolu’nun küçük il ve ilçelerinde sadece İH OO ve liseleri için çalacak. Dinci ve tekçi eğitim sistemi, dinsel dayatmaların en yoğun yaşandığı Yatılı Bölge Okullarında okumak zorunda kalan çocukların ailelerinden uzaklaşma süreçlerine, yabancılaşmaya hem kendi kimlikleri, inançlarından uzaklaşmalarına yol açacaktadır.

Dersi saati azaltılan biyoloji dersi müfredatında yüzlerce yıldır bilime konu olan evrim tema olarak yer bulmaz iken tarih kitabında 15 Temmuz 2016 darbe girişimi tarihsel olgu olarak yer almıştır; bir yıl önce yaşananlar “tarih” olurken, cumhuriyet tarihiyle ilgili çok sayıda bölüm kitaplardan çıkarılmıştır. “Değerler eğitimi” adı altında kitaplarda yer alanlar evrensel hakları, değerleri değil her fırsatta cihat ı tanımlanmakta, anlatmaktadır. “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yoktur. Namaz dinin direğiyse, cihat çadırdır. Direksiz çadır bir işe yaramaz” (3) düşüncesinde olanlar eğitim-öğretime yön vermektedir.

“Fen Liseleri’nden katılan öğrenciler PİSA’(2) dan 534 puan aldılar; 534 hangi ülkenin puanına denk geliyor, onu söyleyeyim size Estonya’nın, Japonya’nın. Yani dünyanın ikincisi Japonya538; üçüncüsü Estonya 534. Dolayısıyla sadece Fen Lisesindeki öğrenciler girmiş olsaydı, bugün aldığımız derece dünyanın ilk üç arasındaydı”.(4) diyen Milli Eğitim Bakanı’dır oysa; ama orta dereceli okulların hala hızla İHL ne dönüştürülmesi sürmektedir.

Bizler, sınıf sömürüsü ile cinsiyet ayrımcılığının birbirini besleyen iki olgu olduğunu biliyoruz.. Cinsiyet ayrımcılığı bu siyasal iktidarla başlamamıştır kuşkusuz fakat AKP cinsiyet ayrımcılığını kendi zihniyeti doğrultusunda derinleştiren bir politika izlemiştir, izlemektedir. Sömürünün en yüksek olduğu kayıt dışı sektör kadın ve çocuk emeği üzerinden yükselmektedir. Kadınların eş, anne gibi geleneksel cinsiyet rolleri üzerinden tanımlanması, üretim süreçlerinin esnekleştirilmesine hizmet eder. Kadın ihtiyaç olduğunda üretime katılmakta ama çalışma yaşamının asli unsuru olarak kabul edilmemektedir. Kadının yerinin evi olduğu söylemi, sosyal güvenlik açısından babaya kocaya bağımlı hale getirilmesi, çocuk doğurma direktifleri kadını çalışma yaşamından uzaklaştırır, toplumsal üretime, yaşama katılımını düşürür.

Düşünmeyi, soru sormayı, tartışmayı, araştırmayı değil itaat ettirmeyi hedef belirleyen eğitim sistemi; yoksulluğu kader zanneden, sermayenin daha çok kar etmesi için emeğinin haklarından vazgeçen, sınıf ve cinsiyet bilincinden mahrum kalmış, şükür ve kader arasına sıkıştırılmış modern görünümlü köleler yaratmak amacını taşır.

Demokratik, bilimsel, laik, kamusal eğitim önündeki engeller artarak devam etmektedir. Türkiye de eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden, evrensel insanlık, çocuk hakları sözleşmesinin ana ilke ve ruhundan uzaklaşmaktadır Kamu kaynakları yeni paralel cemaatlere, vakıflara, siyasi iktidara yandaş derneklere (Ensar Vakfı,TÜRGEV, TÜGVA, Anadolu Gençlik Derneği..vb) açılmamalı, bu vakıflarla sosyal, kültürel, sportif, mesleki ve teknik kurslar açılması kapsamında düzenlenen protokoller iptal edilmelidir.

Öğrenciler için barınma hizmetleri kamusal olmalı; çocuklarımız tarikat, cemaatlerin kucağına terk edilmemelidir. Öğrenci yurtları geliri yoksulluk sınırı altındaki gençlerimiz için parasız olmalıdır.

Toplumun tüm kesimleriyle birlikte çocukların yetenekleri doğrultusunda, aklın ve bilimin ışığında kendilerini gerçekleştirebilecek, eşit, özgür bireyler olarak yetişmeleri için çoğulcu, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı, demokratik, laik bir müfredat oluşturulması için bizler üzerimize düşenleri yapacağımızı, çocuklarımızın geleceğinin karartılmaması için mücadele edeceğimizi buradan kamu oyuna açıklıyoruz.Aksi durumda, bilmeliyiz ki ziller geleceğimizin karartılması için çalıyor olacak.15.09.2017.

Veli Der İzmir Şubesi

Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi

İmece-Der

(1) Hz.Muhammed’ in Hayatı’ adlı zorunlu öğretimin 8. Sınıf ders kitabından.

(2) PISA :

Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırmadır.

(3) 24.06.2017 Sayı 30106 MEB Kurum Açma Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği Md: 7/orta öğrenim kurumları açma yetkisi

(4) MEB İsmet Yılmaz

 

(5) BMM Eğitim Kom.üyesi AKP M.vekili A.Hamdi Çamlı

 
PDF Yazdır


DUYURU

2017-2018 Yılı "Öğrenime Katkı Bursu" için başvuru 05-20 Eylül tarihleri ve saat 13.30-17.00 arasında yapılacaktır.

Başvuru yapacak olup İzmir'de oturanların aşağıdaki bilgi formunu doldurarak bizzat; il dışında oturanların ise e-posta yoluyla, posta ile ya da fakslayarak Derneğimize iletmeleri

gerekmektedir.

İlgilenen üye ve dostlarımıza duyurulur.

Sevgi ve Dostlukla..

İMECE-DER ÖĞRENCİ BİLGİ FORMU

Adı Soyadı:

Kimlik Fotokopisi-Kimlik Bilgileri

Okul Bilgileri

Devam ettiğiniz Lisenin

Adı:
İlçesi:

Bitirdiğiniz Lisenin

Adı:
Bitirme yılı:
Bitirme Dereceniz:

Devam Edeceğiniz Okulun Adı:

Bölümünüz:

Okulunuz kaç yıllık öğrenim veriyor?

Gündüzlü mü?
2. Öğrenim mi?

Okulunuzun Bulunduğu İl : 
llçe:

Öğrenim sırasında kalınan yer Aile Yurt Akraba Arkadaş Diğer:

Öğrenim Sırasında kaldığınız adres:

Kaldığınız yer için ödeme yapıyorsanız aylık toplam tutarı:

Aile Bilgileri

Anne-baba durumu Beraberler Boşanmış Baba vefat Anne Vefat

Ayrı iseler kiminle yaşıyorsunuz?

Adı:
Mesleği
Güvenlik kurumu SSK  ES  Bağ-Kur

Birlikte yaşadığınız ebeveynin telefon numarası:

Kardeş Sayısı (siz dahil):

Okumakta olan kardeş sayısı (siz dahil)

Devam ettikleri okullar ve sınıfları:

Evin geçimini kim sağlıyor? Baba Anne Diğer

Bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı:

Ailenin oturduğu ev kira mı?

Kira ise tutarı:

Eve giren gelir toplamı:

Ailenin başka geliri var mı?

Aile akraba ya da başka bir yerden maddi katkı alıyor mu?

Alıyorsa nereden ve tutarı:

Anne ya da babanızın vefatıyla size bağlanan bir maaş varsa tutarı:

Burs aldığınız kurumlar varsa isim ve burs tutarları:

Sağlık sorunuz var mI(kronik hastalık) ?

Kan grubunuz:

Aileniz ve sizin üyesi olduğunuz dernek, sendika..vb:

En son okuduğunuz kitaplar:

Hobileriniz; çalışmayı dilediğiniz alanlar:

Belirtmek istediğiniz özel durumlar-notlar:

E-posta Adresiniz:
Cep Tlf No:

Size ulaşamadığımızda ulaşabileceğimiz kişilerin isim ve tlf numaraları:

İmece çevresinden size referans olabilecek kişi(ler)nin adı soyadı.

Verdiğim bilgilerin doğruluğunu; durum değişikliği olursa anında bilgi vereceğimi kabul ediyorum. 

Saygılarımla..

Ad soyadı-imza Tarih

 


 

NÜFUS HİZMETLERİ KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİK TASLAĞINI GERİ ÇEKİN!

25 Temmuz 2017’de Nüfus Hizmetleri Kanununda değişiklik tasarısı Meclise sunuldu ve medyada olduğu kadar kadın örgütlerinde, meslek odalarında ve yaşam alanlarında tartışma yarattı.

Daha öncesinde, 2015 Mayıs’ında Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” başlıklı maddesi 230/5 ve 6. fıkralarını iptal ederek, imam nikâhı kıymak için önce resmi nikâh kıyma şartını kaldırmış ve tartıştığımız yasadaki değişiklik önerilerinin de yolunu açmıştı.

Biz kadınlar şu an içinde bulunduğumuz günlerin ayak seslerini ta o zamanlardan duyar olduğumuzu sokak eylemliliklerimizle ifade etmiştik. Resmi nikâh önceliğinin kalkacağını, dini nikâhın resmi nikâhın alternatifi olacağını, kadınlar açısından hukuki ve ekonomik sorunlar hatta kayıplar yaratacağını, kararın laiklik ilkesine ve kazanılmış haklarımıza aykırı olacağını dile getirmiştik.

27.07.2017 günü Nüfus Kanununda yapılması düşünülen taslak ile “müftülere nikah kıyma yetkisi” tanınacağı haberi artık gündemimize oturdu. Nüfus Kanunu’nda öngören değişiklik taslağını incelendiğimizde tasarının İslam Hukuku’nun evliliğe bakışını içerdiğini görmemek mümkün değildir.

İslam Hukuku açısından kadın-erkek eşitliğinin objektif bir ilke olarak kabul edilmediği bilinmektedir. Medeni Kanun kabul edildiğinden bu yana İslam hukukunu savunanlarca en çok eleştirilen yanlardan biri evlilik hukuku ve özellikle boşanmaya dair eşitlikçi kurallar olmuştur. Çünkü bu yetki, kanunda yazılı sebeplerin varlığı halinde, ulemaya, din adamlarına değil mahkemelere verilmiştir.

Tasarıda 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 15. maddesinde yapılması düşünülen değişikliğe dikkat çekmek isteriz.  “Bu değişiklikle Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılır.” düzenlemesi yeterli görülmektedir. Özellikle son on yılda adli mercilere “ulaşabilen” cinsel şiddet vakaları, çocuk istismarı olguları gün yüzüne çıkmış ve artmış iken bu düzenleme ile çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının artacağı, çocuk evliliklerinden doğmuş bebeklerin doğum tarihlerinin gerçekten uzak olması olasılığı; anne ve bebeklerin sağlık izlemlerinin yapılamayacağı gerçekliği; “reşit” olmamış ergenlik çağındaki kız çocuklarına yönelik tecavüzlerin örtbas edileceği, cezasız kalacağı açık ve ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır.

Bu tasarıdaki 6. madde ile “İl ve İlçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu” yetkisi verilmektedir.

Türk Medeni  Kanunu 17.02.1926’da kabul edilmiştir ve bu kanun ile izleyen yıllarda örgütlü kadın mücadeleleri sonucundaki kazanımlar sonucu yapılan değişikliklerle:

-Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı; aile reisliğinin erkek olduğu ifadesi değiştirildi.

-Evlilikte resmi nikâh zorunluluğu getirildi.

-Erkekler için tek eşle evlilik esası getirildi.

-Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme ve çalışma hakkı tanındı.

-Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.

Kazanımlarımızdan vaz geçmeyeceğiz; var olanlarla da yetinmeyeceğiz. Eşitlik ve özgürlük mücadelemizi her alanda sürdürmeye kararlıyız.

Tasarınızı geri çekin!  Kadınların birleşik ortak mücadelesi bu tasarıyı da geçersiz kılacaktır.

 

 

 


Üç Fidan her geçen yıl yeni sürgünler vermekte..

İdam cezasının geri getirilmesi “Başkan”ın gündeminden düşmüyor.  Referandum sürecinde AKP’nin muhafazakar tabanı idam cezası üzerinden de etkilenmeye ve yönlendirilmeye çalışıldı. Muhafazakar taban için 15 Temmuz sonrası darbe girişimi fırsat bilinerek  ‘’idam için gerekirse referandum” yapılacağı gündemleştirildi.

Türkiye’de idam cezası Avrupa Birliği Uyum Paketi doğrultusunda 2002 yılında 4771 sayılı kanunla  kaldırılmış;  2003 yılında ölüm cezasını kaldıran  ‘‘6 Nolu Ek Protokol’’ onaylanmıştı.. 2004 yılında da 5218 sayılı kanunla idam cezası her koşulda mutlak olarak kaldırıldı; 2006’da da ‘‘13 No’ lu Protokol’’ onaylandı. Bu yasaları TBMM çıkarmış dönemin Cumhurbaşkanı da onaylamıştı.

İnsan hakları ve özgülüklerinin bir parçası olarak ölüm cezasının kaldırılmasından on iki yıl sonra iç siyasete dönük olarak yeniden idam cezası  gündeme getirildi. Milliyetçi muhafazakar, sözde muhafazakar demokrat AKP politikacıları  dara düştükleri zaman  kazanılmış temel hak ve özgürlükleri rafa kaldırarak ülkenin refaha ve mutluluğa erişeceği; ‘terör’ün ortadan kalkacağı propagandası yürütüyorlar. Ülkenin dört bir yanında devlet olanaklarıyla düzenlenen mitinglerde;  sonrasında kurumsal yıl dönümlerinde, toplantılarda Başkan’ın  konuşmalarında ölüm cezasının yeniden getirilmesinin zemini hazırlanıyor. Faşist askeri cuntanın başı Kenan Evren’in  ‘’asmayalım da besleyelim mi?’’ anlayışı ve uygulamaları günümüze taşınma telaşı yaşanıyor.

12 Mart yarı-askeri faşist iktidarının idam ettiği üç fidan her yıl yeni sürgünler vermekte; mücadeleye her geçen yıl onların adlarıyla, onların sınıfsız eşit ve kardeşçe yaşam özlemleriyle gençler katılmakta..

O günden bu güne idam cezalarının kaldırılması mücadelesi yürüten sosyalistler, devrimciler, demokratlar, insan hakları savunucuları, aydınlar ve hatta liberaller  için ''Başkan'' ın idam cezasını yeniden seçmenlere onaylatarak geri getirme istemi o kadar kolay olmayacaktır. Referandum sürecinde ‘’ idam cezasının getirilmesine var mısın onu söyle?’’kışkırtmalarıyla referandumun “hükmen galibi” görünen Başkan için bu, öyle kolay olmayacaktır. İdam cezasının yeniden getirilmesi söylemi bile AKP ve Başkanının hangi çağ dışı görüşlere sahip olduğunun, kin-nefret-öç alma gibi ilkel duyguları harekete geçirerek toplumu iyiden iyiye gericileştirme hattının dışa vurumudur.

İslami Cumhuriyet kurma yolunda yürüyüşlerini sürdürenler bilmelidir ki ‘’idam cezası ile’’  çağdışı bir cumhuriyet kurma politikalarınıza karşı bu ülkenin yurttaşları, demokratları, aydınları, insan hakları savunucuları devrimcileri, sosyalist güçleri  mücadele edeceklerdir.  Dünya ve ülkemiz geri dönülmez-onarılamaz ceza yaptırımlarıyla değil, emekten yana güçlerin mücadelesiyle kazanılacak özgürlüklerle değişecektir.

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 34

Eposta Listesi

Güncel etkinlikler epostanızda...

Kimler Sitede

Şu anda 62 konuk çevrimiçi