
İzmir’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasının ardından İzmir’de yapılan protesto eylemlerine katıldığı için ve attıkları sloganlar gerekçe gösterilerek tutuklanan dört kişi ile aralarında İMECE-Der Başkanı Günseli Kaya’nın da bulunduğu toplam 22 insan hakları savunucusunun yargılandığı dava, bugün İzmir 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada tutuklu yargılanan dört kişi tahliye edilirken, mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 6 Nisan tarihine erteledi.
Duruşma Öncesi Adliye Önünde Basın Açıklaması
Sabah saatlerinde çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü ve hak savunucusu, çok sayıda yurttaşın yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ve İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu ve İzmir il eş başkanı da ilk duruşma için İzmir Bayraklı Adliyesi önünde bir araya geldi. 15 Aralık Pazartesi günü sabah saatlerinde İzmir’de düzenlenen operasyonla gözaltına alınan ve “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla tutuklanan dört kişiyle dayanışma mesajları verildi.
Adliye kapısında yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“15 Aralık Pazartesi günü sabah saatlerinde İzmir’de 19 Mart eylemlerine katıldıkları ve attıkları sloganlar bahane edilerek dört arkadaşımız hukuksuzca tutuklandı. Halbuki biz biliyoruz ki bu ülkede milyonlarca insanın ve gençliğin en temel demokratik haklarını kullanarak özgürlük taleplerini dile getirmesi meşrudur.
Bu yüzden emeğimizi gaspeden, kimliğimizi yok sayan, hayatlarımızı çalan, dört bir yanımızı kayyumlarla kuşatan saray rejiminin faşizmi derinleştirmesine karşı demokrasiye, halkın seçme ve seçilme hakkına, adalete ve özgürlük mücadelesine sokaklarda, meydanlarda sahip çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.
Halkın eşitlik ve özgürlük talebine karşı iktidar İzmir’de 19 Mart eylemlerini bahane ederek bu tutuklamaları gerçekleştirmiştir.
Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla gözaltına alınan dört devrimci gencin tutuklanması hukuki değil, politiktir ve bu tutuklamaların 19 Mart’la sınırlı olmadığını çok iyi biliyoruz.
Tutuklanan arkadaşlarımız gençliğin işçi sınıfıyla buluştuğu her alanda sorumluluk almış, işçi sınıfının mücadelesini sürdürmüş, asgari ücret mücadelesini yürütmüştür.
Son günlerde madenlerde sömürülen, iş cinayetlerinde katledilen çocuk işçiler için eylemler örgütlemiş, çocuk işçi sömürüsünü teşhir etmişlerdir.
İktidar yargıyı bir sopaya dönüştürerek gözdağı vermek ve sindirmek için bu operasyonları sürdürmektedir.
Mert’i, Halil’i, Kaan’ı, Berdan’ı; omuz omuza olduğumuz tek bir arkadaşımızı size bırakmayacağız.
Baskılarınızla, gözaltı ve tutuklamalarınızla bir adım geri atmayacağız.
Demokratik haklarını kullanan gençlere yönelik baskılar son bulsun, tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.”
Duruşma Koridorunda Sloganlar
Duruşmanın geniş bir salona alınması nedeniyle çok sayıda katılımcı izledi. Tutuklu dört kişinin geniş olan duruşma salonuna getirilmesi sırasında katılımcılar, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı attı. Duruşmaya öğle saatlerinde iki kez beşer dakika ara verildi.
Mahkeme heyeti, tutuklu dört kişinin tahliyesine karar verirken, davayı 6 Nisan’a erteledi.

Duruşma Sonrası Hak Örgütlerinden Ortak Açıklama
Duruşmanın ardından adliye önünde hak örgütleri tarafından ikinci bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Temsilcisi Prof. Dr. Nilgün Toker de katıldı. Ortak metni Av.Beydağ Tıraş okudu, ardından İzmir Barosu adına Av. Dinçer Dikmen söz aldı.
Açıklamanın tam metni şöyle:
“Türkiye, 19 Mart 2025 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve kimi ilçe başkanları başta olmak üzere çok sayıda yurttaşın sabaha karşı yapılan operasyonlarla gözaltına alındıkları haberiyle güne başladı.
Siyasal iktidarın, halkın iradesine ve demokrasiye yönelik bu darbe girişimi toplumda büyük bir infiale yol açtı ve başta İstanbul’da olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde yurttaşlar, hukukun üstünlüğü ilkesini, insan hakları ve demokrasi değerlerini korumak için sokağa çıktılar.
Toplumun demokratik itirazını bastırmak amacıyla önce İstanbul Valiliği, akabinde Ankara ve İzmir Valilikleri ile diğer mülki idare amirleri tarafından ilan edilen eylem ve etkinlik yasakları, başta İstanbul olmak üzere kentlere giriş çıkışların sınırlandırılması ve kolluk güçlerinin barışçıl gösterilere yönelik şiddet kullanarak müdahale ve saldırıları sonucu toplanma ve gösteri özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, kişi güvenliği ve özgürlüğü, ulaşım hakkı ve seyahat özgürlüğü, iletişim ve bilgi edinme hakları ağır biçimde ihlal edildi.
Gerek kolluk güçlerinin müdahaleleri ve gerekse sonradan yapılan ev baskınları sırasında gözaltına alınan binden fazla kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz bırakılarak özgürlüklerinden keyfi olarak alıkonuldu.
Gerçekleştirdikleri barışçıl gösteriler ile demokratik itirazlarını ortaya koyan bu kişiler, insan haklarına ve temel özgürlüklere, hukukun, demokrasinin ilke ve değerlerine sahip çıktıkları için uluslararası insan hakları belgelerinde ifade edildiği biçimiyle insan hakları savunucusudurlar.
İnsan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinde bireylerin, grupların ve sivil toplum kuruluşlarının rolünü tanımlayan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi, herkesin tek başına veya başkalarıyla birlikte insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesine karşı barışçıl faaliyetlerde bulunma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmektedir (Madde 12/1). Yanı sıra Bildirge, savunucuların bizzat devletin sorumluluğu altındaki ihlaller de dâhil olmak üzere, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlaline yol açan fiillere karşı barışçıl yollarla tepki gösterdiklerinde, ulusal hukuk tarafından etkili biçimde korunmalarının sağlanmasını da devletlerin yükümlülükleri arasında saymaktadır (Madde 12/3).
Bugün İzmir 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Cumhurbaşkanı’na hakaret ettikleri iddiasıyla yargılanan 22 insan hakları savunucusu da 19 Mart protestolarına katılmakla insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesine karşı barışçıl faaliyetlerde bulunma haklarını kullanmışlardır.
Ne var ki son yıllarda insan haklarına dayalı bir rejim fikrinin ve bu kapsamdaki uluslararası taahhütlerin hızla terk edildiği Türkiye’de savunuculuk faaliyetleri idari ve yargısal tacizlerle suçlulaştırılarak insan hakları savunucuları baskı altına alınmak istenmektedir.
Nitekim, 22 insan hakları savunucusuna ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla aylar sonra, zorlama delil ve gerekçelerle dava açılması bu idare tekniğinin somut bir örneğidir.
Adalet Bakanlığı verilerine göre 2010-2014 yılları arasında Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle başlatılan toplam soruşturma sayısı 2.804, açılan kamu davası sayısı 690’dır. Buna karşılık 2015-2019 yılları arasında toplam 128.190 soruşturma başlatılmış, 27.607 kamu davası açılmıştır. 2024 yılında ise TCK 299-301 kapsamında 21.813 kişi hakkında soruşturma başlatılmış, 7.264 kişi hakkında kamu davası açılmıştır.
Aynı zamanda ifade özgürlüğünü hedef alan bu baskı politikası, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18 Ekim 2021 tarihli Vedat Şorli v. Türkiye kararında, Cumhurbaşkanı’na hakaret nedeniyle cezai yaptırım uygulanması AİHS’nin 10. maddesinin ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak; savunuculuk iklimini tehdit eden bu dava derhal düşürülmeli, 19 Mart protestoları sırasında başta işkence yasağı olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ihlal eden kolluk güçleri hakkında etkin ve şeffaf soruşturma yürütülmeli, cezasızlığa son verilmelidir.
İnsan hakları savunuculuğu suçlulaştırılamaz, insan hakları savunucuları yargılanamaz!”
Açıklamaya İmza Atan Kurumlar
Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği
İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi
Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
Genç LGBTİ+ Derneği
İnsan Hakları Gündemi Derneği
Adalet İçin Hukukçular Derneği
Hak İnisiyatifi Derneği
İMECE-Der
Halkların Köprüsü Derneği
20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği”
Dava 6 Nisan’da yeniden görülecek. Hak örgütleri, sürecin takipçisi olacaklarını ve insan hakları savunucularına yönelik yargısal baskılara karşı dayanışmayı sürdüreceklerini açıkladı.