
Ali Aydın davası öncesi ortak çağrı: “Cezasızlığa izin vermeyeceğiz, hakikat ortaya çıkana kadar mücadele edeceğiz”
İnsan hakları savunucusu ve önceki dönem İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Eş Başkanı avukat Ali Aydın’ın 14 Ocak 2026’da sabah yürüyüşü yaptığı sırada öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması 2 Eylül Çarşamba günü saat 09.30’da Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Aydın’ın ailesi, meslektaşları ve insan hakları örgütleri, cinayetin yalnızca sanığın bireysel eylemiyle açıklanamayacağını belirterek olayın bütün yönleriyle araştırılması, varsa tüm sorumluluk ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve maddi gerçeğin açığa çıkarılması çağrısında bulundu.
Bilgilendirme toplantısı İzmir Barosu Avukat Nevzat Erdemir Konferans Salonu’nda yapıldı. Toplantıya İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı ve davanın avukatlarından Ahmet Rodi Polat, İHD Genel Eş Başkanı Cihan Aydın ile Ali Aydın’ın eşi Kızbes Aydın katıldı. Toplantının açılış konuşmasını İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz yaptı.
Açıklamalarda ortaklaşan vurgu, Ali Aydın cinayetinin sıradan bir adli olay olarak ele alınmaması ve dosyanın yalnızca görünen fail üzerinden kapatılmaması oldu. İnsan hakları örgütleri, cinayetin hazırlık sürecinin, Aydın’ın neden ve nasıl hedef seçildiğinin, olay öncesi ve sonrasındaki ilişkilerin ve varsa azmettirme ya da yardım bağlantılarının bütünlüklü biçimde araştırılmasını istedi.
Sefa Yılmaz: “Ali Aydın’ı kalbimize gömdük, mücadelesini yarınlara taşıyacağız”
Toplantının açılışında konuşan İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Ali Aydın’ın yalnızca bir avukat olmadığını, aynı zamanda uzun yıllar boyunca insan hakları mücadelesinin içerisinde yer alan bir hak savunucusu ve aktivist olduğunu vurguladı.
Yılmaz, Aydın’ın hukukçu kimliğinin ötesinde, yaşamını ezilenlerin, kadınların ve çocukların yanında mücadele ederek geçirdiğine dikkat çekti.
“Ezilenlerin yanındaydı, kadınların, çocukların yanındaydı ve bu mücadelesini bir ömür boyu devam ettirdi” diyen Yılmaz, Ali Aydın’ın ölümünün ardından mücadelenin sonlandırılmayacağını belirtti.
Yılmaz, Aydın’ın cinayetinin gerçek nedenleri ortaya çıkarılmadan mücadeleden vazgeçmeyeceklerini ifade ederek, “Ali Aydın’ı kalbimize gömdük. Onun mücadelesini yarınlara taşımak üzere devam edeceğiz” mesajını verdi.
Aydın’ın menfur bir cinayetle aralarından ayrıldığını belirten Yılmaz, 2 Eylül’de görülecek ilk duruşmaya dayanışma amacıyla katılım çağrısı yaptı.
Baro Başkanı Yılmaz ayrıca ilk duruşmanın 2 Eylül 2026 Çarşamba günü saat 09.30’da Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini belirterek, duruşmanın yapılacağı salon konusunda henüz kesinlik bulunmadığını, Karşıyaka Adliyesi veya İzmir Adliyesi’ndeki daha büyük salonlardan birinin gündemde olduğunu ifade etti.
Yılmaz’ın konuşmasının temel eksenini, Ali Aydın’ın hukukçu kimliğinin yanı sıra bir insan hakları savunucusu olarak verdiği mücadelenin devam ettirilmesi ve cinayetin gerçek nedenleri ortaya çıkarılana kadar davanın takip edilmesi oluşturdu.

Rodi Polat: “Bu cinayet sıradan bir adli olaya indirgenemez”
İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı ve davanın avukatlarından Ahmet Rodi Polat ise Ali Aydın’ın ölümünün ardından aradan geçen ayların acıyı azaltmadığını, öfkeyi dindirmediğini söyledi.
Polat, Aydın’ın kendileri için yalnızca bir meslektaş veya kurum yöneticisi olmadığını belirterek, “dostumuz, yol arkadaşımız ve Ali abimiz” olduğunu ifade etti.
Ali Aydın’ın İHD İzmir Şubesi’nin önceki dönem eş başkanı, İHD Ege Bölge Temsilcisi ve Merkez Yönetim Kurulu üyesi olduğunu hatırlatan Polat, Aydın’ın Çağdaş Hukukçular Derneği’nde ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nde de aktif çalışmalar yürüttüğünü söyledi.
Öğretmenlikten avukatlığa uzanan yaşamı boyunca ezilenlerin, ayrımcılığa uğrayanların, mahpusların ve hak ihlaline maruz bırakılanların yanında yer alan Aydın’ın, hapishanelerdeki ihlalleri görünür kıldığını ve adliye koridorlarında mağdurların sesi olduğunu belirtti.
Polat, Aydın’ın insan haklarını soyut hukuk kuralları olarak değil, yaşamın her alanında savunulması gereken bir onur ve özgürlük mücadelesi olarak gördüğünü söyledi.
Aydın’ın kimliğinin, savunduğu değerlerin ve yıllardır sürdürdüğü hak mücadelesinin cinayet dosyasından koparılamayacağını belirten Polat, “Onun kimliğini, savunduğu değerleri ve yıllardır sürdürdüğü hak mücadelesini cinayet dosyasının dışında bırakmak, Ali Aydın’ı yaşamından, sözünden ve politik varoluşundan koparmak anlamına gelir” dedi.
“Meczup anlatısı somut delillerin yerini alamaz”
Polat, cinayetin ardından sanığın kişisel özelliklerine indirgenen bir “meczup” anlatısının oluşturulduğunu belirterek, bunun somut delillere dayalı araştırmanın ve hukuki değerlendirmenin yerini alamayacağını söyledi.
Aynı zamanda ruhsal farklılıkları şiddetle özdeşleştiren bu dilin ayrımcı olduğunu ve cinayeti toplumsal bağlamından kopardığını belirten Polat, cinayetin nedeninin fail hakkında üretilen sıfatlarla değil, bütün delillerin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkarılabileceğini vurguladı.
Polat’a göre hedef seçimi, olay öncesindeki hazırlık, iletişim ve hareket kayıtları, dijital materyaller, olay sonrasındaki ilişkiler ve diğer bütün deliller birlikte değerlendirilmeliydi.
“Ceza yargılamasının görevi hazır bir anlatıyı onaylamak değil, maddi gerçeğe ulaşmaktır” diyen Polat, sanığın Ali Aydın’ı nasıl ve neden hedef aldığının, olay öncesi ve sonrasında kimlerle iletişim kurduğunun ve yardım ya da yönlendirme ilişkilerinin bulunup bulunmadığının etkili biçimde araştırılması gerektiğini söyledi.
“Cezasızlık pratiğinin Ali Aydın davasında yeniden üretilmesine izin vermeyeceğiz”
Polat, insan hakları savunucuları, hukukçular, gazeteciler, aydınlar ve demokratik siyaset alanında mücadele edenlere yönelik cinayetlerin tarihinin aynı zamanda cezasızlığın da tarihi olduğunu belirtti.
Vedat Aydın’dan Musa Anter’e, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye, Deniz Poyraz’dan adını sayamadıkları birçok kişiye uzanan bu tarih içerisinde toplumsal ve siyasal bağlamın çoğu kez yok sayıldığını belirten Polat, sorumluluğun yalnızca görünürdeki kişiyle sınırlandırıldığını söyledi.
Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi uyarınca devletin doğal olmayan ölümlerde etkili soruşturma ve kovuşturma yürütmekle yükümlü olduğunu hatırlatan Polat, yaşam hakkını koruyan yargılamanın gerçek bir hesap verme süreci olması gerektiğini vurguladı.
Hrant Dink cinayetinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kamu makamlarının yaşamı koruma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüklerini ihlal ettiğine karar verdiğini hatırlatan Polat, Tahir Elçi cinayetinde maddi gerçeğin hâlâ ortaya çıkarılmadığını, Deniz Poyraz cinayetinde ise saldırının siyasal bağlamını görünmez kılan yalnız fail anlatısıyla karşılaşıldığını söyledi.
“Bu cezasızlık pratiğinin Ali Aydın davasında yeniden üretilmesine izin vermeyeceğiz” diyen Polat, adalet talebinin yalnızca bir kişinin cezalandırılmasına indirgenemeyeceğini belirtti.
“Adalet, cinayetin bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluluk ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve hakikatin toplumdan saklanmamasıdır” dedi.
Polat, Ali Aydın cinayetinin ailesinin ve birlikte mücadele ettiği kurumların sınırları içinde kapatılacak bir dava olmadığını belirterek, davayı insan hakları savunucularının korkmadan yaşayabildiği, avukatların hedef gösterilmediği ve siyasi cinayetlerin cezasız bırakılmadığı bir ülke isteyen herkesin davası olarak tanımladı.
Cihan Aydın: “Bu bizim kaderimiz gibi ama biz bu kadere itiraz ediyoruz”
İHD Genel Eş Başkanı Cihan Aydın ise İzmir’de böyle bir nedenle bulunmanın kendileri açısından son derece üzüntü verici olduğunu söyledi.
İHD’nin 23 üyesinin bu ve benzer biçimlerde katledildiğini, bunların önemli bölümünde faillerin hâlâ bilinmediğini belirten Aydın, “Aslında biz biliyoruz, herkes biliyor” diyerek cezasızlık politikasıyla gerçeklerin kamuoyundan gizlenmesinin bir devlet alışkanlığı haline geldiğini söyledi.
Tahir Elçi cinayetini hatırlatan Aydın, onlarca kameranın gözü önünde gerçekleşen bir cinayette dahi sonucun ortada olduğunu belirtti.
Hak ve hukuk mücadelesi yürüten insanların bu tür acıları ve kayıpları sık sık yaşadığını belirten Aydın, “Bu bizim bir nevi kaderimiz gibi ama biz bu kadere itiraz ediyoruz” dedi.
Bu kaderi değiştirmek için ısrarla hak ve hukuk mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Aydın, “Bir daha bunlar yaşanmasın” diye mücadele ettiklerini ancak aynı şiddetin bu kez Ali Aydın’ı bulduğunu ifade etti.
Aydın, cinayette kim varsa bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek, varsa cinayetin arkasındaki bağlantıların ve sorumluların açığa çıkarılması için mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
Davayı İzmir Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği ve İnsan Hakları Derneği olarak başından beri birlikte takip ettiklerini belirten Aydın, bugüne kadar dayanışma gösteren kurumlara, başkanlara, yönetim kurullarına ve meslektaşlara teşekkür etti.
“Bundan sonra da bu dayanışmayı büyüteceğiz” diyen Cihan Aydın, 2 Eylül’de bütün dostları, yoldaşları ve arkadaşları duruşmaya katılmaya çağırdı.
Kızbes Aydın: “Ali Aydın ölmedi, hepiniz birer Ali Aydın’sınız”
Toplantının en güçlü emek ve mücadele vurgusu ise Ali Aydın’ın eşi Kızbes Aydın’ın konuşmasında ortaya çıktı.
Kızbes Aydın, gösterilen dayanışma nedeniyle teşekkür ederek başladığı konuşmasında, “Ali Aydın ölmedi. Hepiniz birer Ali Aydın’sınız” dedi.
İzmir Barosu’na, İnsan Hakları Derneği’ne, Çağdaş Hukukçular Derneği’ne, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’ne, insan hakları savunucularına ve avukatlara teşekkür eden Aydın, dayanışmanın davanın takip edilmesi açısından önemine dikkat çekti.
Ardından Ali Aydın’ın 47 yıllık mücadelesine ilişkin kişisel tanıklığını anlattı.
“Ben Ali Aydın’ın 47 yıllık mücadelesinin birinci tanığı olarak konuşuyorum” diyen Kızbes Aydın, eşinin hiçbir zaman kendisine zaman ayırmadığını, bütün zamanını hak, hukuk ve eşitlik mücadelesine verdiğini söyledi.
“Sabaha kadar karakol karakol geziyordu”
Kızbes Aydın, Ali Aydın’ın mücadele pratiğini gündelik yaşamından örneklerle anlattı.
Bazı geceler yalnızca iki-üç saat uyuduğunu, “Şu karakolda gözaltı var, o karakolda gözaltı var” diyerek sabaha kadar karakol karakol dolaştığını söyledi.
Bu yoğun tempo nedeniyle bir gün uykusuzluk nedeniyle kaza yapmasından korktuğunu anlatan Kızbes Aydın’ın sözleri, Ali Aydın’ın hak mücadelesine verdiği emeğin boyutunu ortaya koydu.
Ali Aydın’ın mücadelesi, yalnızca mesleki bir faaliyet değil; gece-gündüz, karakol ve adliye koridorlarında sürdürülen, başkalarının haklarını savunmaya adanmış bir yaşam biçimi olarak anlatıldı.
“Böyle bir kalleşlikle ölümü Ali Aydın hak etmemişti”
Kızbes Aydın, bu mücadele nedeniyle Ali Aydın’ın karşısında bulunanların da dikkatini çektiklerini belirterek, “Bu yolda ölünebilir, doğru. Ama böyle bir kalleşlikle, böyle bir kahpelikle ölümü Ali Aydın hak etmemişti” dedi.
Ali Aydın’ın kendisini öldüren kişinin dahi hakkını savunabilecek bir insan olduğunu belirten Kızbes Aydın, “Belki de onu katledenin bile hakkını savunacak durumdaydı” ifadelerini kullandı.
“Birleşmezsek bu cinayetlerin sonu gelmez”
Kızbes Aydın’ın konuşmasının merkezinde ise örgütlü mücadele ve dayanışma çağrısı vardı.
“Eğer biz halk olarak birleşmezsek, birleşik mücadeleyi örmezsek, bu tip cinayetlerin sonu gelmez” diyen Aydın, Tahir Elçi cinayetinin cezasız kalmasının Ali Aydın cinayetinin yaşanmasına zemin hazırlayan bir örnek olduğunu söyledi.
“Tahir Elçi’nin katilleri bulunsaydı belki bugün Ali Aydın öldürülmemiş olurdu” diyen Kızbes Aydın, bundan sonraki görevin cinayeti aydınlatmanın yanı sıra başka ölümlerin önüne geçmek olduğunu vurguladı.
“Artık bizi bölüp parçalayıp yönetemesinler” diyen Aydın, birleşik mücadele çağrısı yaptı ve bunun İzmir’den güçlü bir dayanışma hattına dönüşmesini istedi.
“Adliyenin önünü kitlesel dolduralım”
Kızbes Aydın, 2 Eylül’de görülecek duruşma için de kitlesel katılım çağrısında bulundu.
Mahkeme salonunun dar olabileceğini ve herkesin salona alınamayabileceğini belirten Aydın, buna rağmen adliye önünün kitlesel biçimde doldurulmasının önemli olduğunu söyledi:
“Adliyenin önünü kitlesel doldurursak, bu işin peşini bırakmadığımızı onlara anlatmış oluruz.”
Cezasızlığın önüne geçilmeden ülkede demokrasinin kurulamayacağını belirten Kızbes Aydın, Ali Aydın’ın mücadelesinin de onun ardından sürdürüleceğini söyledi.
“Her emek, demokrasi, eşitlik mücadelesi verenler gibi o da canını bu yoldan esirgemedi” diyen Aydın, geriye kalan görevin cinayetin arkasındaki karanlığı ortaya çıkarmak ve birleşik mücadeleyi örgütlemek olduğunu ifade etti.
“Ali Aydın’ı unutmayacağız, unutturmayacağız”
Toplantıda dört konuşmacının açıklamalarında farklı başlıklar öne çıksa da ortak bir talep etrafında birleşildi: Ali Aydın cinayeti bütün yönleriyle araştırılmalı, varsa tüm sorumluluk ilişkileri ortaya çıkarılmalı ve dosya cezasızlıkla kapatılmamalı.
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Aydın’ın mücadelesinin yarınlara taşınacağını belirtirken; İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Rodi Polat, cinayetin sıradan bir adli olay olarak ele alınamayacağını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.
İHD Genel Eş Başkanı Cihan Aydın, insan hakları savunucularına yönelik cinayetlerdeki cezasızlık pratiğine karşı mücadeleyi büyüteceklerini söyledi.
Ali Aydın’ın eşi Kızbes Aydın ise 47 yıllık mücadeleye ilişkin tanıklığını, “Ali Aydın ölmedi. Hepiniz birer Ali Aydın’sınız” sözleriyle kolektif bir mücadele çağrısına dönüştürdü.
Ali Aydın’ın ardından geriye yalnızca bir cinayet dosyası değil; 47 yıllık hak, hukuk, eşitlik ve dayanışma emeği kaldı. Ailesi, meslektaşları ve insan hakları örgütleri, bu emeğin cezasızlıkla ve unutulmayla karşı karşıya bırakılmaması için mücadele edeceklerini belirtti.
Ali Aydın cinayetinin ilk duruşması 2 Eylül Çarşamba günü saat 09.30’da Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.